Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/31962 E. 2016/17130 K. 04.10.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/31962
KARAR NO : 2016/17130
KARAR TARİHİ : 04.10.2016

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı-karşı davalı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, ücret alacağı ve fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine, davalı-karşı davacı şirket ise ihbar tazminatı, manevi tazminat ile maddi kazanç kayıp nedeniyle 500 TL ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı-karşı davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı-karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1997 yılının Şubat ayında davalı şirkette işe başladığını, askerlik görevi için işten ayrılan müvekkilinin 1999 Haziran ayında tekrar işbaşı yaptığını, …’ya işe girişin 08.08.2002 tarihinde bildirildiğini,bayram iznini geçirmek üzere aldığı izinle 18.09.2009 tarihinde memleketine gittiğini, bunun üzerine davalının iş akdinin devamsızlık nedeni ile feshedileceğini müvekkiline ihtarname ile bildirdiğini,müvekkilinin rahatsızlığına binaen … Devlet Hastanesinden aldığı 10 günlük mazeretini belgelendiren raporunu işverene sunduğunu, ancak işverenin bu defa ….Noterliğinin 24 Eylül 2009 talihli ve 16401 sayılı ihtarnamesi ile “raporun sahte olduğunu, kabul etmediğini ve 25.09.2009 tarihinde işe gelmemesi halinde iş akdinin tazminatsız feshedileceğine” dair ihtarname gönderdiğini, söz konusu ihtarnamenin müvekkilinin işe gelmesinin istenildiği tarihten 4 gün sonra muhataba ulaşacak şekilde gönderilerek, İş akdinin tazminatsız feshine zemin yaratılmaya çalışıldığını, müvekkilinin cevap olarak gönderdiği …. Noterliğinin 28.09.2009 tarih ve … yevmiye sayılı ihtarnamesinde işçilik haklarının da talebi üzerine, davalı işverenin açılacak davayı atıl bırakmak amacıyla …Noterliği 30.09.2009 ve 42949 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile bu sefer sözleşmenin feshedilmediğini bildirdiğini, ancak bu ihtarnamede müvekkilini sahtekarlıkla itham ettiğini ayrıca şirketin zararlarından mesul olmakla tehdit ederek gerçekle müvekkilini işe davet etmede samimi olmadığını ortaya koyduğunu, nitekim 07.10.2009 tarihinde müvekkilinin işverenle işbaşı yapmak üzere görüşmek istediğini ancak işverenin bu talebi kabul etmediğini bu şekilde iş akdinin haksız feshedildiğini ileri sürerek,kıdem tazminatı,ihbar tazminatı,yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücreti alacaklarını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı-karşı davacı vekili cevap-karşı dava dilekçesinde özetle; hizmet akdinin davacı tarafından haksız olarak feshedildiğini ve şirketin zararına neden olduğuna, davacının köyüne gitmek için izin istediğini, babasının otobüsünde çalışarak bayramda kazanç elde etmek istediğini beyan ettiğini, kendisine izin verilmediğini, izin verilmediği halde köyüne gidip iş günü olan 18.09.2009 Cuma, 19.09.2009 Cumartesi. (20.-21-22.09.2009 Ramazan Bayramı) ve 23.09.2009 Çarşamba tarihlerinde işe gelmediğini, bir ayda üst üste iki iş günü, aynı ay için 3 iş günü devamsızlık yapan davacının, daha sonra … İlçesi Devlet Hastanesinden 22.09.2009 tarihli ihtara konu 10 günlük sağlık raporu aldığını, bu raporun inandırıcı olmadığını, bu nedenle geçerli mazeret olmaksızın işe gelmediğinden ve alınan raporun gerçekliği şüpheli olduğundan 25.09.2009 tarihi itibariyle iş yerinde olması akdi takdirde iş akdinin İş Kanunu’nun 25/2 gereğince feshedileceğinin ihtar edildiğini, davacının izinsiz olarak işe devam etmediği için şirketin aldığı siparişlerin yetişmediğini ve prestij kaybına uğradığını, bu nedenle davacının 10.000 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmesini, davacının İş Kanunu’nun 17.maddesi gereğince ihbar öneline riayet etmeksizin, raporlu olduğu süreler dışında devamsızlık yaparak iş yerini terk ettiğini, bu nedenle ihbar tazminatı olarak 500 TL, maddi kazanç kaybı nedeniyle 500 TL olmak üzere toplam 11.000 TL’nin davacı-karşı davalıdan alınmasını talep etliklerini, davacının izinsiz olarak şehir dışına çıktığım, yasa gereği işyerindeki izinleri işverenin düzenle hakkına sahip olduğunu, davacının sürekli çalışmak istemediğini beyan ettiğini, verilen işlere itiraz ettiğini, makinelere küfür ettiğini, davacının gayet sağlıklı görünmesi nedeni ile raporun gerçekliğinden şüpheye düşüldüğünü, bunun üzerine davacıya 25.09.2009 tarihinde işyerinde olmasının bildirildiğini, İliç Hastanesi Başhekiminin raporun doğruluğunu teyit ettiğini, dolayısıyla işçinin rapor süresi bitiminde iş yerinde olmasının beklendiğini, raporun aslının müvekkiline verilmediğini, raporun, işe gelmediği taktirde iş akdinin feshedİleceğini bildiren ihtardan sonra mazeret olarak alındığını,davacının 02.10.2009 tarihinde raporu bittiği halde 07.09.2009 tarihinde işe geldiğini, iş akdinin müvekkili tarafından sona erdirilmediği bu yönde bir beyanı olmadığını, aksine bir an önce davacının işinin başına dönmesinin istendiğini savunarak,davanın reddine, karşı davada ise ihbar tazminatı,manevi tazminatı ve maddi tazminatın davacı – karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
C) Bozma İlamı ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemenin ilk kararı,Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 16/02/2016 tarih 2014/30252 Esas ve 2016/2782 Karar sayılı 16.02.2016 tarihli bozma ilamı ile özetle ” …Somut uyuşmazlıkta mahkemece verilen gerekçeli kararda davacı işçinin iş akdinin fesih tarihi olarak 26.09.2009 tarihi olarak kabul edilmiş iken,davacının hizmet süresi bilirkişi raporu esas alınarak 01.01.2000-07.10.2010 olarak kabul edilmiştir. Bilirkişi raporunda ….İş Mahkemesi’nin 2009/823 E,2011/893 K sayılı ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen hizmet tespiti dosyasında ise davacının davalı işyerinde 01.01.2000- 07.10.2009 tarihleri arası aralıksız çalıştığının kabulü ile anılan tarihler arası geçen hizmet süresi 9 yıl 9 ay 6 gün olarak tespit edilmiştir. Mahkeme hükmünde ise akdin fesih tarihi olarak 02.06.2009 tarihinin yazıldığı görülmekle; hem gerekçeli karar kendi içerisinde hem de kısa karar ile gerekçeli kararın birbiri ile çeliştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece karşı dava ile ilgili olarak verilen hükümde karşı davanın tümden reddedilmesine rağmen hüküm fıkrasının 7.bendinde karşı davanın kısmen reddi denilmek suretiyle hükmün de kendi içinde çeliştiği görülmektedir.
Hüküm özeti ile gerekçeli karar arasındaki çelişki yukarıda belirtilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve HMK. nun 298/2. Maddesine göre başlı başına bozma sebebidir.
Bu nedenlerle 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına, 6100 sayılı yasanın HMK.nun 298/2. maddesine aykırı olduğu anlaşılan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece özetle;bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada bozmadan önceki karar başlığı ile önceki karar gerekçeye alınarak Yargıtay bozma ilamında önceki hükmün bozma sebebi dışında kalan hususların incelemeye tabi tutulmadığı, bozma gerekçesi yapılan fesih tarihine ilişkin olarak yeni kurulan hükümde dosya kapsamına göre doğru fesih tarihi olan 07.10.2009 tarihi olarak düzeltildiği,karşı dava tümden reddedildiği için bu yöndeki maddi hatanın düzeltildiği,diğer alacak kalemleri yönünden mahkemenin bir önceki hükmündeki gerekçelerle kısmen kabul kararı verildiği,karşı dava yönünden de aynı gerekçelerle, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı-karşı davacı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta mahkemece bozma ilamına uyulmuş olup, bozma dışı hususların kesinleştiğinden bahisle bozmadan önceki karara atıf yapılarak gerekçe oluşturulmuştur. Bozma ilamı ile önceki hüküm ortadan kalkmış olup, bozma ilamında işin esasına girilmeden sair temyiz itirazları incelenmeksizin usul bozması yapıldığından mahkemece gerekçe oluşturulmadan bozmadan önceki mahkeme kararına atıf yapılarak karar verilmesi HMK’nın 297.maddesine aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 04.10.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.