Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/16371 E. 2016/13928 K. 05.12.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16371
KARAR NO : 2016/13928
KARAR TARİHİ : 05.12.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı ve davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili; müvekkilinin miras bırakanı …’ün …, …. zemin katta bulunan dükkanın maliki olduğunu, bu dükkanın su aboneliğinin … adına kayıtlı olduğunu, bu taşınmazda … adlı şahsın 01/01/2012 tarihinden 14/07/2014 tarihine kadar kiracı olduğunu ve suyu kullandığını, söz konusu şahsın borcundan dolayı suyunun kesilmesini ve … adına kiracı aboneliğinin yapılması için davalı kuruma müvekkilinin 04/11/2013 tarihinde müracaat ettiğini ancak davalı kurumun verdiği yanıtta 01/11/2013 tarihi itibariyle aboneliğin su borcunun 7.978,53 TL olduğunun, aboneye borcunu ödemesi ve kiracının abonesi olması için 05/11/2013 tarih ve 188-141985 sayılı yazıları ile uyarıda bulunduğunun bildirildiğini,davalı belediyenin sayacı mühürlemeyerek su borcunun artmasına, suyu kesmediği için kiracının da bir yaptırama maruz kalmadığı için mevcut borcu ödememesine neden olduğunu,ödenmeyen su bedelinden dolayı su aboneliğinin vekil olarak suyun kesilmesini talep ettikten sonra mühürlendiğini,davalı belediyenin aradan geçen uzun süre içerisinde sayacı kapatma yoluna gitmeyerek su kullanımı nedeni ile aboneden alacağı tahsil etmesinin haksız olduğunu bildirerek, bu nedenlerle suyu kullanan kiracı …’dan tahsil edilmesi gereken 4.796,30 TL su borcunun müvekkili tarafından ödendiğini,bu nedenle ödenen 4.796,30 TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı; davacının murisi …’ün davalı kurumun su abonesi olduğunu, …’ün 15/02/2001 tarihinde vefat ettiğini, mirasçıları tarafından 04/11/2013 tarihine kadar davalı kuruma herhangi bir başvuru yapılmadığını ve abonelik kaydının güncellenmediğini, su sayacının bulunduğu alanın kullananlar tarafından kapatıldığı için davalı kurum tarafından su sayacının okunması ve borçtan dolayı suyun kesilmesinin bugüne kadar mümkün olmadığını, bu nedenle davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 2.398,15 TL’ nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Uyuşmazlık; aboneliği iptal ettirmedikçe abonenin veya aynı abonelik üzerinden 3.kişilerin kullandığı su bedelinden abonenin ya da mirası reddetmemiş olan abonenin mirasçılarının sorumlu olup olmayacağı ve zamanında ödenmeyen su faturalarından dolayı tarife ve yönetmelik hükümleri gereğince davalının suyu kesmesi gerekirken kesmemesinin, dolayısıyla davalı kurumun müterafik kusuru nedeniyle ana tüketim bedelinden ve gecikme zammı veya faizden indirim yapılıp yapılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığı giderecek meri mevzuat hükümlerinin incelenmesinde yarar vardır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 599.maddesine göre; “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar. Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler”. 605. maddeye göre “Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler. Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır”. 606. maddeye göre; “Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar”. 610. maddeye göre; “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur”. 641. maddeye göre; “Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar. Ana ve baba veya büyük ana ve büyük baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini veya gelirlerini aileye özgüleyen ergin çocuklar ile torunlara verilecek uygun miktardaki tazminat, bu yüzden terekenin borç ödemeden acze düşmemesi kaydıyla tereke borcu sayılır” hükümleri yer almaktadır.
Benzer bir olayda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu abonenin sorumluluğunun hüküm altına alındığı 24/09/2003 gün ve 2013/13-492/505 esas, karar sayılı ilamı ile; “davalı su abonesinin hizmet alma ihtiyacının tahliye yüzünden ortadan kalkmasıyla birlikte, basit bir başvuru işlemiyle abonelik sözleşmesini sona erdirip; sözleşme nedeniyle hem kendisi hem de karşı taraf nezdinde doğmuş tüm hak ve borçlardan arınmış olarak kiralanandan ayrılması mümkün iken, bunu yapmayarak kendi aboneliği üzerinden üçüncü kişilerin su kullanmasına olanak tanımış olması dahi, sözleşme hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı, dolaysıyla da sonuçlarına katlanması gereken bir davranış niteliğinde olduğu kabul edilmelidir” denilmek suretiyle abonenin aboneliğini iptal ettirmediği sürece sorumluluğunun devam edeceği benimsenmiştir. (HGK’ nun 2008/19-174 Esas, 199 Karar, 3. Hukuk Dairesinin 2013/16514 Esas, 2014/278 Karar sayılı ilamlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir)
Aboneliğin bulunduğu yerde, kaçak elektrik kullanıldığı yerin kayden satılmasına rağmen aboneliğini iptal ettirmeyen kişinin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı, abonesiz kaçak kullanan kişinin haksız fiil hükümleri uyarınca, abonenin de sözleşmeden doğan sorumluluğunun bulunduğu, bu durumda kaçak kullanımdan dolayı her ikisinin de müteselsilen sorumlu oldukları belirgin olmasına göre davacının alacağını sorumluların tamamından isteyebileceği gibi, somut olayda davacı alacağını sözleşme nedeniyle sorumluluğu bulunan davalı aboneden talep edebileceğine karar verilmiştir. (HGK. 27/04/2011 tarih, 2011/19-104 Esas, 239 Karar sayılı kararı)
Somut olayda; davacının murisi davalı kurumun su abonesidir. Abonelik iptal edilmedikçe abonelik üzerinden tüketilen normal veya kaçak enerji bedelinden davalıya karşı muris aynı zamanda miras reddedilmediğine göre Türk Medenî Kanununu zikredilen hükümleri gereğince davacı davalıya karşı (mirasçı sıfatıyla) müteselsilen sorumludurlar. Davalının uzunca bir süre su tüketim bedeline esas faturaların ödenmemesine rağmen yönetmelik gereği suyu kesmemesi davalı açısından müterafik kusur teşkil etse de bu kusur tüketilen enerji bedelinin aslından davacının beraatini gerektirmeyeceği gibi, tüketim bedeli olan ana borçlar hukuki sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Olsa olsa davalının suyu kesmemesi dolayısıyla yani davalının müterafik kusuru nedeniyle davacı açısından normal tüketim bedeli dışında gecikme zammı veya işleyecek yasal faizden indirim sağlar. Davalının müterafik kusuru nedeniyle ana tüketim bedeli üzerinden indirim sebepsiz zenginleşmeye yol açar ki buda yukarıda bahsedilen usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil eder. Mahkemeler bir davadan başka bir dava üreten kurumlar olmadığı gibi hukukî uyuşmazlıkları nihaî olarak sona erdiren yargı mercileridir.
Hal böyle olunca; mahkemece yapılacak iş; dosyanın bilirkişiye tevdi ile davacının dava konusu ana borçtan (ana tüketim bedelinden) her halükarda sorumlu olduğu gözetilerek, sözleşme gereğince suyun kesilmesi gereken tarihin belirlenmesi bu tarihe kadar olan borcun tamamının hesap edilmesi, bu tarihten sonraki dönem için ise, davalının suyu kesmemesinin müterafik kusur teşkil edeceği ve bununda, ancak, davacı için gecikme zammı ve faizden indirim sağlayacağı nazara alınarak bilirkişiden rapor alınmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/III maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.