YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/590
KARAR NO : 2014/15821
KARAR TARİHİ : 12.09.2014
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
… ile Hazine aralarındaki dava hakkında Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 03.10.2012 tarih ve 31/50 sayılı hükmün Daire’nin 15.11.2013 gün ve 2012/15096-16795 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde; kadastro çalışmaları sırasında 147 ada 1, 2 ve 3; 145 ada 8 ve 149 ada 1 sayılı parsellerin Hazine adına tespit ve tescil edildiklerini, 20 yılı aşkın bir süreden beri vekil edeni tarafından kullanıldığını, taşınmazların özel mülkiyete konu olacak yerlerden olduğunu, daha öncesinin de murisleri tarafından kullanıldığını açıklayarak Hazine adına bulunan tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi 13.07.2011 tarihli yargılama oturumunda, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 147 ada 1, 2 ve 3; 145 ada 8 ve 149 ada 1 sayılı parsellerin 20 yılı aşkın bir süreden beri tarım arazisi olarak kullanılmadığını gerekçe göstermek suretiyle beş parsel hakkındaki davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve eklemeli zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK’nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece yapılan keşifte dinlenen davacı tanıkları ve mahalli bilirkişiler dava konusu taşınmazların davacının babası tarafından sağlığında yapılan taksimatta davacıya kaldığını bildirmişlerdir.
Uyuşmazlık konusu 147 ada 1, 2 ve 3; 145 ada 8 ve 149 ada 1 sayılı parseller 05.03.2009 tarihinde yapılan kadastro tespitinde tarla niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiş olup, kadastro tutanaklarının 17.07.2009 tarihinde kesinleşmesiyle davalı Hazine adına tapu kayıtları oluşmuştur. Davacı kadastrodan önceki zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davacı vekili, 07.12.2011 havale tarihli dilekçesiyle, dört tanığın ismini bildirmiş, diğer tanıklardan vazgeçme olmadığı halde, mahkemece herhangi
bir gerekçe gösterilmeksizin sadece bir tanığının dinlenmesi doğru değildir. Yine mahkemece, idari yoldan istediği 15.07.2011 tarihli bilirkişi tespit tutanağına göre, beş yerel bilirkişinin ismi bildirildiği halde sadece bir yerel bilirkişinin dinlenilmesiyle yetinilmesi de yerinde görülmemiştir. Davacı tanıkları ile mevcut bilirkişi listesinde yer alan kişiler dinlenilmesi gerektiği halde, bunların yerine resen bir tespit bilirkişinin dinlenilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Zira genel mahkemelerde taraflarca hazırlama prensibi geçerli olup, tarafların bildirdiği tanıklar ve deliller dışında başka bir tanık dinlenilemez ve delile dayanılamaz. Tespit bilirkişileri ancak, taraflarca tanık olarak gösterildiği taktirde dinlenilebilir. Mahkemece kendiliğinden tespit bilirkişilerini çağırıp dinleme olanağı bulunmamaktadır. Bu husus da usule aykırıdır.
Bundan ayrı, keşif 10.05.2012 tarihinde yapılmış olup, keşfin verildiği 02.05.2011 tarihli ara kararında sadece keşfin yapılmasına fenni bilirkişi ile ziraatçi bilirkişinin resen refakate alınmasına, yerel bilirkişinin (yerel bilirkişiler olacak) Kaymakamlık makamı tarafından bildirilen listeden seçilmesine, keşif güvenliği hususunda İlçe Jandarma Komutanlığı’na müzekkere yazılmasına karar verilmiş, bunun dışında hiçbir bilgiye yer verilmediği gibi, yerel bilirkişi ve tanıkların ne şekilde çağırılıp dinleneceği konusunda da bir açıklamaya yer verilmemiştir. Bu şekilde verilen bir keşif ara kararının yöntemine uygun bir biçimde verilmiş bir ara kararı olduğundan söz edilemez. Keşif ara kararı verilirken keşfin yapılacağı gün ve saat, bilirkişilerin isimleri, ücretleri, keşif heyetinin ücreti, vasıta ücreti ile yerel bilirkişi ve tanıkların ne şekilde çağırılıp dinleneceği konusunda gerekli bilgileri içermesi gerekmektedir. Bu nedenle verilen keşif ara kararı usul ve kanuna aykırıdır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi uyarınca, zilyetlik maddi olaylardan olup, yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delille zilyetliğin kanıtlanması mümkündür. Sadece, bir yerel bilirkişi ve bir tanık beyanıyla hüküm kurulması doğru değildir. Tespit bilirkişisi mahkemece kendiliğinden dinlenilmiş bulunduğundan bunun beyanına dayanılarak hüküm kurulamaz. Bu nedenle yeniden yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nun 243 ve 244. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, davetiyeye uymadıkları taktirde aynı Kanun’un 245. maddesi hükmünün göz önünde bulundurulması, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle HMK’nun 259. maddesi gereğince yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde ayrı ayrı dinlenilmeleri gereklidir. Keşifte dinlenilen yerel bilirkişi ve tanık, davacının 30-35 yıldan beri dava konusu taşınmazların arpa, buğday ve fiğ ekmek suretiyle tasarruf ettiğini bildirmişler, aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla zilyetliğinden söz etmişlerdir. Uzman bilirkişi ziraat mühendisi ise, 147 ada 1-2-3, 145 ada 8 parsel sayılı taşınmazların tarım arazisi niteliğinde olduğunu, toprak derinliğinin 100-120 cm civarında bulunduğunu, ancak 20 yıldan beri toprak işlemenin yapılmadığını, 2011 sonbaharı döneminde makineli toprak işlemenin yapılarak nadasa bırakıldığını, toprak özelliği ve bitki örtüsü itibariyle civardaki tarım arazileriyle benzerlik gösterdiğini, ancak 149 ada 1 parsel sayılı taşınmazın % 20 meyilli olduğu, dava tarihi itibarıyla üzerinde herhangi bir toprak işleminin yapılmadığı, daha önce tarım arazisi olarak kullanılmadığı, mera alanları ile benzerlik gösterdiği ve üzerinde çok sayıda geven bitkisinin bulunduğu Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu açıklamıştır. Mahkemece de, bu bilgiye dayanılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde diğer sebepler yanında aynı zamanda taşınmazların bulunduğu bölgenin güvenlik nedeniyle uzun süreden beri kullanılmadığını, bu güvenlik sorununun 1990’lı yılların başından 2000’li yıllara kadar devam ettiğini açıklayarak bozma isteğinde bulunmuştur. Gerçekten güvenlik sorunu bölgede söz konusu ise, söz konusu taşınmazlar ile benzeri taşınmazların uzun süreli kullanılmaması iradi terk anlamına gelmez.
Çünkü, ortaya çıkan zorunlu sebeplerden dolayı taşınmazların kullanılmadığı, ekilip biçilmediği durumu söz konusu olmaktadır. Burada davacının veya hak sahiplerinin uzun süreli taşınmazları kullanmaması, ekip biçmemeleri iradi terk olarak düşünülemez. Bu gibi taşınmazlar üzerinde de hak sahiplerinin aralıksız, çekişmesiz malik sıfatıyla zilyetliğinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Yapılacak araştırma sonucu davacı vekilinin ileri sürdüğü gibi bir güvenlik sorunu söz konusu ise, bu yöndeki iddiasına değer vermek gerekir.
O halde Mahkemece yapılacak iş, 147 ada 1, 2 ve 3; 145 ada 8 ve 149 ada 1 sayılı parsellerin bitişiğinde bulunan komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve ekleri ile kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, yeniden yapılacak keşifte teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla komşu kayıt ve belgelerin zemine uygulanması, dava konusu taşınmaz yönünü ne gösterdiği üzerinde durulması, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu taktirde HMK’nun 261. maddesi gereğince çelişkinin giderilmesi, taşınmazların kültür arazisi sayılan yerlerden olup olmadığının hiçbir duraksamaya yer verilmeden saptanması, daha önce götürülmeyen başka bir uzman bilirkişi ziraat mühendisinin açıklanan konularda dinlenilmesi, uzman bilirkişi ziraat mühendisi ile teknik bilirkişiden gerekçeli, tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık rapor istenmelidir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, davacı ve miras bırakanları ile dava dışı mirasçılar açısından miktar araştırmasının yapılması, adı geçenlerin belgesizden taşınmaz edinip edinmediklerinin Tapu Müdürlüğü’nden, zilyetliğe dayalı başka tescil davaları açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü’nden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait tapu kayıtları ile kadastro tutanaklarının Tapu Müdürlüğü’nden, zilyetliğe dayalı tescil davalarına ait dosyaların ise bulundukları mahkemelerden getirtilerek miktar sınırlamaları yönünden göz önünde tutulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Davacı vekilinin karar düzelme isteğinin açıklanan nedenlerle kabulü ile Dairenin 15.11.2013 gün 2012/15096 Esas ve 2013/16795 Karar sayılı onama kararının HUMK’nun 440. maddesi uyarınca KALDIRILARAK yerel mahkeme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle aynı Kanun’un 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 71,60 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.