Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/21233 E. 2017/9678 K. 05.06.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/21233
KARAR NO : 2017/9678
KARAR TARİHİ : 05.06.2017

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 1998 yılı Kasım ayında Anamur PTT Müdürlüğü’nde temizlik görevlisi olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin 02.04.2004 tarihinde davalı işverence haksız ve tek taraflı olarak feshedildiğini, haksız feshe rağmen tazminatlarının ve bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, ulusal bayram genel tatil, hafta tatili ve yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, yetki, husumet ve zamanaşımı itirazlarında bulunmuş; davacının PTT Genel Müdürlüğü çalışanı olmadığını, müvekkili kuruluşun kendisine ait bina ve iş yerlerinin temizlik işlerini ihale vermek suretiyle özel şirketlere yaptırdığını ve davacının bu firmaların işçisi olarak çalıştığını, iş akdinin asıl işveren konumundaki temizlik şirketi tarafından feshedildiğini ve müvekkili kuruluşun herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yargılama Süreci ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davalının yetki itirazı konusunda herhangi bir karar verilmeksizin davacının, SGK kayıtlarından anlaşıldığı üzere 1998 yılından 2004 yılına kadar ihale ile temizlik işini alan firmalara bağlı olarak Anamur PTT Müdürlüğü’nde çalıştığı, davalı kuruluşun işçisi olmayıp temizlik işi verilen firmaların işçisi olduğu gerekçesiyle davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı tarafın temyizi üzerine hüküm, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 16/10/2014 tarih ve 2014/7938 Esas, 2014/18968 Karar, sayılı ilamı ile bozulmuştur.
Bozma ilamında özetle; davalı tarafın yetki itirazı hususunda bir karar verilmesi gerekirken, yetki itirazı değerlendirilmeksizin hüküm kurulmasının hatalı olduğu, yine davalı iş yerinde alt işverenler nezdinde fiilen çalışıp çalışmadığı araştırılarak ve alt işverenler nezdinde davalıya ait iş yerinde çalışmışsa, bu kez davalı işverenle davacının SGK kaydında çalıştığı görülen işverenler arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığı yönünden ayrıntılı inceleme yapılarak bu husustaki taraf delilleri de toplanmak suretiyle davalı işverenin sorumluluğu yönünden değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davalı işveren yönünden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı; hususlarına değinilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Karar başlığında dava tarihinin 14/12/2012 yerine 09/02/2015 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğundan bozma sebebi yapılmamıştır.
2- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
3- Bozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 06/05/2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararı ile “Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04/02/1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı vekil bozma ilamından sonra 03/11/2016 tarihli ıslah dilekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatları talep miktarlarını artırmıştır.
Mahkemece de, bozmadan sonraki ıslah talep miktarına değer verilerek hüküm kurulmuştur.
Mahkemenin bu uygulaması, HMK.nun 177/1. maddesinin “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” hükmüne ve “Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04/02/1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. Sayılı” Yargıtay İçtihadı birleştirme kararına açık bir şekilde aykırıdır.
4- Yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Mahkemece, davacının yıllık izin alacak talebi kısmen kabul edilerek hüküm altına alınmıştır. Ancak 818 Sayılı Borçlar Kanunu döneminde yıllık izin ücreti alacakları bakımından zamanaşımı süresi 5 yıldır. Yıllık izin ücreti iş sözleşmesinin feshi ile muaccel olup dönemsel bir nitelik taşımadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulaması yönünden ise 10 yıllık genel zamanaşımı söz konusudur.
6101 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 5.maddesine göre;
“Madde 5 – (1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur.”Bu durumda; 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan, 6098 Sayılı Kanun yürürlüğe girse de zamanaşımı konusunda yine 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde doğan yıllık izin alacakları yönünden 5 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Başka bir deyişle alacak Türk Borçlar Kanunu öncesi muaccel olduğundan zamanaşımı 10 yıla çıkmayacaktır. Ancak 01.07.2012 tarihinden sonra gerçekleşen fesihlerde 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
Somut uyuşmazlıkta; davacının iş sözleşmesi 13/01/2004 tarihinde sona ermiş eldeki dava ise 14/12/2012 tarihinde açılmıştır. Bu durum ve yukarıda açıklanan hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davacının yıllık izin talebi 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre 5 yıllık zamanaşımına süresine tabi olup zamanaşımı süresinin de 6098 Sayılı Kanun yürürlüğe girmeden ve dava açılmadan önce 13/01/2009 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, mahkemece davalının zamanaşımı itirazı gözetilerek, yıllık izin ücreti talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 05/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.