Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/9250 E. 2012/13271 K. 19.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9250
KARAR NO : 2012/13271
KARAR TARİHİ : 19.11.2012

MAHKEMESİ : EZİNE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/03/2012
NUMARASI : 2011/202-2012/56
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, Daire bozma hükmüne uyularak yapılan yargılama sonucunda, elatmanın önlenmesi isteği konusuz kaldığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil isteminin ise taraflar arasında kiracı- kiralayan ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalının kiracı olduğunu savunarak iki ayrı sözleşmeye dayandığı ancak bunlardan 2004 tarihli sözleşme aslını sunamadığı, diğer sözleşmede ise kendisinin kiracı olarak gözükmediği anlaşılmaktadır. Aksi düşünülse bile her iki sözleşmede de pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmadığından 06.05.1955 tarih ve 12/18 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca sözleşmelere geçerlilik tanıma olanağı yoktur. Bu nedenle mahkemece yanlar arasında kiracı kiralayan ilişkisinin bulunmadığı yönündeki tespit doğrudur.
Ancak; iddianın ileri sürülüş biçimi ve olayların akışından çekişmeli taşınmazın uzun yıllardan beri davalının tasarrufunda bulunduğu, davacıların uzun süre bu kullanıma sessiz kaldıktan sonra 15.12.2008 tarihinde 3091 sayılı Kanun uyarınca davalı hakkında şikayette bulundukları anlaşılmaktadır. Öyle ise davalının kullanımının muvafakate dayalı olduğu, bir başka ifade ile taraflar arasındaki ilişkinin Borçlar Kanunu’nun 299. maddesinde öngörülen (6098 sayılı TBK’nun 379 maddesi) ariyet akdi niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. Bilindiği üzere ariyet akdi sözlü yapılabileceği gibi yazılı da yapılabilir ve aynı zamanda muayyen bir müddet için yapılabileceği gibi aynı Yasanın 303. maddesi uyarınca (6098 sayılı TBK’nun 383. maddesi) gayrımuayyen bir müddet için de yapılması olanaklıdır. Ariyet veren şeyi, ne müddetini ne de niçin kullanılacağını tayin etmeyerek vermiş ise dilediği vakit geri alabileceği BK’nun 304. maddesi hükmü (6098 sayılı TBK’nun 384. maddesi) gereğidir. Bu durumda davacıların kaymakamlığa yaptıkları şikayet ile muvafakatin geri alındığı ve BK’nun 304. maddesi (6098 sayılı TBK’nun 384. maddesi) gereğince de akdin feshedildiği kabul edilmelidir.
Bu düzenlemeler karşısında davalının kullanım durumu değerlendirildiğinde; davalının başlangıçta var olan muvafakatin yapılan şikayetle geri alınmasına kadar fuzuli şagil olduğunu söyleme imkanı yoktur.
Hal böyle olunca; davalının kullanımına karşı çıkıldığı tarih olan şikayet tarihinden itibaren fuzuli şagil durumuna düştüğü ve ancak bu tarihten itibaren ecrimisille sorumlu tutulabileceği gözetilmeksizin, 2004 yılından itibaren hesaplanan ecrimisilin hüküm altına alınmış olması doğru değildir.
Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.