Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/8935 E. 2012/13077 K. 15.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8935
KARAR NO : 2012/13077
KARAR TARİHİ : 15.11.2012

MAHKEMESİ : DAZKIRI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/07/2011
NUMARASI : 2011/60-2011/171
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, mirasbırakanın ehliyetsiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 04.06.2010 tarihinde ölen davacılar mirasbırakanı Medine’nin, çekişme konusu 145 ada 5 parsel sayılı taşınmazını kızı Ş…’den olma A…’ye 04.06.2010 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar yapılan bu temlik sırasında mirasbırakanın hukuki ehliyete haiz olmadığını, ehliyete haiz olduğunun anlaşılması halinde de kendilerinden mal kaçırma amaçlı olarak temlikin gerçekleştirildiğini ileri sürerek pay oranında istekte bulunarak eldeki davayı açmışlardır.
Hemen belirtilmelidir ki;Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 tarih 1990-1-152 esas-236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince; ehliyetsizlik iddialarının 2659 sayılı yasanın 7 ve 16. maddeleri gereğince nihai olarak inceleme merci Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesi olup buradan elde edilecek rapor ile bir kimsenin ehliyetli ya da ehliyetsiz olduğu saptanacaktır.
Oysa mahkemece değinilen şekilde murisin hukuki ehliyete haiz olup olmadığı yönünde bir araştırma ve inceleme yapılamaksızın tarafların ibraz ettiği raporlara itibar edilerek murisin ehliyetsiz olduğu benimsenmek suretiyle hüküm kurulmuştur.
Hal böyle olunca; hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması varsa miras bırakanı ait sağlık kurulu raporları ,hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. İstenerek dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi,temlik tarihinde hukuki ehliyetten mahrum olduğunun anlaşılması halinde; terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olması, dışarda başkaca mirasçıların bulunması ve davalının mirasçı olan annesinin halen sağ olması sebebiyle davalı A…’nin 3. kişi konumunda bulunması, böylesi bir durumda ehliyetsizlik yönünden pay oranında açılan davanın dinlenemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilemesi, yok eğer ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde murisin temlikteki gerçek amacının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması ve böylece muris muvazaası iddiasının değerlendirilmesi gerekirken eksik tahkikatla yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.