YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2416
KARAR NO : 2012/5755
KARAR TARİHİ : 17.05.2012
MAHKEMESİ : SURUÇ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/05/2011
NUMARASI : 2009/125-2011/233
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, çekişme konusu 129, 139, 182, 184, 185, 211, 213, 214, 215, 216, 263, 295 ve 337 nolu parsellerin miras bırakanları A.Y.’dan intikal ettiğini ve mahkeme kararı ile miras payları oranında adlarına tescil edildiğini, ancak murisin ölümünden beri taşınmazların tümünü davalı mirasçıların tasarruf ettiklerini ve elde ettikleri gelirden pay vermediklerini ileri sürerek, payı oranında elatmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında davalı E. yönünden davasından feragat ettiğini bildirmiştir.
Bir kısım davalılar, davacının, başka parsellerden pay aldığını, çekişmeli 139 parselin tamamını davacının kullandığını, diğer parselleri ise kendilerinin tasarruf ettiklerini, murisin sağlığında bu şekilde taksim edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece; “… Taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun 688 ve devam eden hükümleri gözetilmek suretiyle çözüme kavuşturulacağı, somut olayda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan davacının diğer tarafa ihtarname göndererek davalı tarafı temerrüde düşürmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, zira taşınmazda paydaş olan davacının taşınmazlardan istifade edebilmesi bakımından diğer paydaşlara tebliğ yapması veya temerrüde düşürmesine gerek bulunmadığı, çünkü davalıların kendilerinden başkaca paydaş kişilerin varlığını bilmelerine karşın taşınmazların tamamını kullanmış olmalarının iyiniyet kaideleri ile bağdaşmadığı, hal böyle olunca, değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma yapılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken hatalı gerekçe ve eksik araştırma ile karar verilmesinin isabetsiz olduğu ” gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacının taşınmazlarda çekişmesiz kullandığı yerler bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istE. ilişkindir.
Davacı, dava konusu parsellerde amcası A.’den intikal eden miras paylarını kullanamadığını, bu taşınmazların tümüne davalıların tasarruf ettiklerini, kendisinin kullanımına imkan vermediklerini ileri sürerek, payı oranında elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, araştırmaya yönelik bozma ilamına uyulmuş ve yapılan inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamına göre, dava konusu 129, 139, 182, 184, 185, 211, 213, 214, 215, 216, 263, 295 ve 337 nolu parsellerde davacı ve davalıların paydaş oldukları, dosya kapsamı ile tarafların 17.6.2009 tarihli beyanlarından açıkça anlaşılacağı üzere, yanları bağlayan herhangi bir harici taksim sözleşmesi, özel parselasyon planı ya da fiili bir kullanım biçiminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bozma kararında da belirtildiği gibi taraflar arasındaki uyuşmazlığın müşterek mülkiyet kurallarına göre çözümlenmesi gerekir. Davalılar 139 parselin davacı tarafından tek başına kullanıldığını, diğer parsellerin ise davalılar arasında ortaklaşa kullanıldığını beyan etmişlerdir. Bilindiği üzere, dava konusu her parselde davacının da payı bulunduğundan, bazı parsellerin bazı paydaşlara tahsisi suretiyle bir paylaşım gerçekleştirilerek parsel bazında kullanım tarzının belirlenmesi Türk Medeni Kanununun 688 ve takip eden maddelerindeki düzenlemeye uygun düşmeyeceği kuşkusuzdur.
Ne varki, gerek bozma öncesinde gerekse bozma sonrasında yapılan keşif ve toplanan deliller davacının her bir parselde kullanabileceği ya da kullandığı bir alanın bulunup bulunmadığını belirlemeye yeterli değildir.
Hal böyle olunca, davaya konu olan her bir taşınmazda ayrı ayrı keşif yapılarak, davacının müşterek mülkiyet hükümlerine göre her bir parselde kullanabileceği ya da kullandığı bir alanın bulunup bulunmadığının saptanarak hasıl olaracak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin, temyiz talebinin kabulü ile hükün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.