Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2015/1816 E. 2015/26154 K. 07.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/1816
KARAR NO : 2015/26154
KARAR TARİHİ : 07.05.2015

Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonucunda; sanığın mahkumiyetine ilişkin .. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.07.2012 tarihli hükmün sanık ve müdafiinin temyizi üzerine Dairemizin 12.03.2013 gün ve 2013/2460 esas, 2013/4012 karar sayılı onama kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2015 gün ve 2015/62936 sayılı yazısı ile 6352 sayılı Kanun’un 99. maddesi ile değişik 308. maddesi uyarınca itirazda bulunulması üzerine dosya yeniden okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosya içeriği ve Dairemizin kararındaki gerekçeye göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazları yerinde görülmediğinden KARARIN DÜZELTİLMESİNE VE İNFAZIN DURDURULMASINA YER OLMADIĞINA, 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 308/3. maddesi uyarınca itiraz konusunda karar verilmek, üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 07.05.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

İddianamenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 163/2. maddesi uyarınca, iddianamede; “sanığın açık kimliği, isnat olunan suçun neden ibaret olduğu, suçun kanuni unsurlarıyla, uygulanması gerek yasa maddeleri .” gösterilmelidir.
Aynı Yasanın 150. maddesinde ise, “tahkikat ve hüküm yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir” hükmü yer almaktadır. 257. maddesine göre de, “Hükmün mevzuu, duruşmanın sonucuna göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir. Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.”
Bu kurallar, mahallindeki yargılama sırasında yürürlüğe girmiş bulunan 5271 sayılı CYY’nın 170 ve 225. maddelerinde de benzer biçimde düzenlenmiştir.
Bu hükümlerde belirtildiği gibi, hükmün konusu iddianamede gösterilen eylemdir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya aykırıdır. Bu bakımdan iddianamenin ayrıntılı olması, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; sorgusundan önce iddianame okunduğunda üzerine atılı suçun ne olduğunu anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve kanıtlarını sunabilmelidir. Yüklenen suç açık ve net olarak belirlenmeli, savunma hakkı kısıtlanmamalıdır.( Ceza Genel Kurulu 2007/11-203 E., 2007/224 K.)
Birleşen dosyalar incelendiğinde; sanık …’ya atfedilen eylemler . Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 01.09.2003 tarihli İddianamesine konu “Yeşilova İcra Tetkik Mercii’nin 1997/12 Esas ,1997/14 Karar sayılı dosyasına ait belgeler “,… Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2004 tarihli iddianamesine konu .. İcra Hukuk Mahkemesinin 1996/5 Esas,1996/18 Karar sayılı dosyasındaki belgelerden 28.11.1996 tarihli dilekçe ile 29.11.1996 tarihli telgraf” ve yine. Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2004 tarihli iddianamesine konu “.. İcra Hukuk Mahkemesinin 1996/5 Esas,1996/18 Karar sayılı dosyasındaki belgelerden 23.12.1999 tarihli dilekçenin” sahte olarak düzenlenmesi eylemleridir.
.. Ağır Ceza Mahkemesinin ise 17.07.2012 tarih ve 2012/24 Esas 2012/174 Karar sayılı ilamında, dava konusu yapılmayan …Mercii Hakimliği eliyle .. İcra Tetkik Mercii Hakimliğine Burdur” başlıklı 08.04.1996 tarihli dava dilekçisini mahkumiyete esas aldığı,
11.Ceza Dairesinin 12.03.2013 tarih ve 2013/2460 Esas ve 2013/4014 Karar sayılı hükmün onama gerekçesinin ise ; “… İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin 1996/5-18 esas-karar sayılı ilamının temyizine ilişkin dilekçenin sahte olup sahte temyiz dilekçesi üzerine yapılan inceleme sonunda verilen Yargıtay kararının da sahte olacağının kabulü nedeni ile sahte temyiz dilekçesinin 23.12.1999,bu dilekçe ile yapılan inceleme sonunda verilen kararın 02.10.2000 tarihli olması ve bu tarihler itibariyle zamanaşımının henüz gerçekleşmediği…” şeklinde olduğu ve böylece 23.12.1999 tarihli temyiz dilekçesi üzerine temyiz incelemesi yapan Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 02.10.2000 tarih ve 2000/12956 esas, 2000/14136 karar sayılı onama ilamının da sahte belge olarak kabul edildiği anlaşılmıştır.
Açıkça görüldüğü üzere sanık hakkında düzenlenenen iddianamelerde; “… Ağır Ceza Mahkemesinin hükmüne esas aldığı 08.04.2006 tarihli dava dilekçesi ile Yargıtay 11. Ceza Dairesinin Onama ilamına esas aldığı Yeşilova İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin 1996/5-18 esas-karar sayılı ilamı ve bu ilamın temyiz incelemesine konu Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 02.10.2000 tarih ve 2000/12956 esas, 2000/14136 karar sayılı onama ilamının” sahteliğinden bahsedilmediği, anlatımda bulunulmadığı ve bu konuda dava açılmadığı,

Sanık tarafından sahte olarak düzenlenip İcra Tetkik Mercii ne verilen dilekcenin İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin Kararının dayanağı olduğu ve bu kararın gerçekliğine zarar verildiği ve bu nedenle sanığın resmi belgede sahtecilik suçunu da işlediğinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı,
Kaldı ki Yargıtay 12.Hukuk Dairesi Başkanlığının temyiz incelemesine konu olan dilekçenin bizzat sanık … tarafından vekil sıfatıyla kendi imzası ile verildiği ve bu dilekçede herhangi bir sahtecilik bulunmadığı,
Bir eylem nedeniyle dava açıldığının kabulü için, o eylemin iddianamede açıkça gösterilmesi gerekir. sanık … hakkında İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin 1996/5-18 esas-karar sayılı ilamı ile bu ilamın incelenmesine konu… Hukuk Dairesinin kararının sahte olduğuna ilişkin yöntemine uygun biçimde açılmış bir dava bulunmadığı halde, bu hususta ayrı bir dava açılması sağlanmadan sahte temyiz dilekçesine istinaden verilen kararlarında sahte olacağınının kabulü ile Resmi Evrakta Sahtecilik suçundan hüküm kurulması isabetli değildir.
Sanığa son olarak atfedilen 23.12.2009 tarihli sahte temyiz dilekçesinin İcra Tetkik Mercii Hakimliğine verilmesi ile Özel Belgede Sahtecilik suçu tamamlanmıştır.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımı süresi de 23.12.2009 tarihinden hüküm tarihine kadar dolmuştur.
5271 sayılı CMK’nun 225. maddesi uyarınca hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup iddianamade açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak açılmayan davadan yargılama yapılıp hüküm kurulması mümkün bulunmadığından itirazın kabulüne karar verilerek, 12.03.2013 tarih ve 2013/2460 Esas ve 2013/4014 Karar sayılı ilamın sanık … hakkındaki hükmün onanmasına ilişkin kısmının Kaldırılması, sahte itiraz / temyiz dilekçesi düzenlemek şeklinde sanık …’ya isnat edilen Sahte özel belge tanzim etmek suçunun kanunda öngörülen zamanaşımının dolmuş olması nedeni ile davanın Düşürülmesine ve İnfazın Durdurulmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum..

MUHALEFET ŞERHİDİR

Dairemizin 07.05.2015 tarih, 2015/1816 Es, 2015/26154 Karar sayılı çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebepten muhalifim.
Sanık … hakkında…Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2012 t,2012/24 Es,2012/164 Kr sayılı TCK’nun 204/1, 3, 43, 62. maddeleri uyarınca 5 Yıl 12 Ay hapis Cezası ile Cezalandırılmasına dair kararın onanmasına dair Dairemizden verilen 12.03.2013 t, 2013/2460 Es. 2013/4014 Kr. sayılı kararına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2015 t.2015/62936 sayılı karar düzeltme ve infazın durdurulması istemli itirazı usul ve yasaya uygundur.
Çünkü; sanıga atılı eylem … Cumhuriyet Başsavcılığının 01.09.2003 tarihli iddianamesinde “başkasına imzalattırılan … adına yazılı dilekçenin … İTM hakimliği eliyle … İTM hakimliğine gönderilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.
İddianame içereriğine göre; anılan dilekçe icra takibi sonucunda yapılan ihalenin kesinleşmesini önlemek, KDV, vergi ve harçların geç ödenmesini sağlamak amacıyla verilmişir.
CMK’nun 225.maddesine göre; Ceza Mahkemeleri dava edilmeyen bir fiil hakkında kendiliğinden yargılama yapamaz ve hüküm veremez. Sadece iddianamede gösterilen fiil hakkında hüküm kurabilir.
Hükmün konusu, iddianamede sınırları belirtilen maddî olaydan ibaretttir. Yani kamu davasının konusu ile hükmün konusu maddî olay aynı olmalıdır. Hüküm, iddianamede gösterilen sanık ve ona yükletilen fiil hakkında kurulur.
Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 257. maddeside aynı yöndedir.
Ancak Ceza Mahkemeleri takdir yetkisinin doğal sonucu olarak fiilin hukukî yorumunda, değerlendirmede tamamen serbesttir; iddia, savunma mahkemeyi bağlamaz. Mahkeme aynı fiili başka suretle yorumlayabilir.
Hal böyle iken iddianamede tanımlanan dilekçe, hakim havalesi görse dahi özel belge niteliğini koruyacağından suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK nun 345 maddesi kapsamındaki özel belgede sahtecilik suçun oluşturmaktadır.Bu durumda 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve 104/2. maddesinde ki olağan ve olağanüstü zamanaşımı sürelerinin dolduğu kabûl edilmelidir.
Bu sebeple usûl ve yasaya uygun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım. 07.05.2015