YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/11201
KARAR NO : 2015/24285
KARAR TARİHİ : 27.04.2015
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, iftira
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
03/03/2006 olan suç tarihi yerine gerekçeli karar başlığına 08/03/2007 tarihi yazılmak suretiyle hüküm kurulmuş ise de, bu yanlışlığın mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıkla katılan arasında sürekli devam eden bir ticari ilişkinin bulunduğu, sanığın önceden doğan borca karşılık olmak üzere borçlusu kendisi olan, alacaklısının katılan olduğu senedi katılana verdiği, senet bedelinin ödenmemesi üzerine katılanın icra takibine geçtiği, sanığın imza inkarında bulunup senedin kendisiyle ilgili olmadığını söyleyerek katılan hakkında suç duyurusunda bulunup senedin katılan tarafından sahte olarak doldurulduğunu iddia ettiği, bu şikayet üzerine katılanın şüpheli sıfatıyla ifade verdiği, yapılan kriminal incelemede, senetteki imzanın sanığın babasına ait olduğu, senedin sanığın babası tarafından düzenlendiğinin belirlendiği, böylece sanığın, borçlusunun kendisi olduğu senedi babasına imzalattırıp katılana vererek ve daha sonra imza inkarında bulunarak dolandırıcılık suçunu işlediği, katılanın suç işlemediğini bildiği halde yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak katılan hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlamak için hukuka aykırı bir fiil isnat etmek suretiyle iftira suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-İftira suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanık, katılan ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/ 11-250 Esas ve 2009/13 Karar sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde mahkemece kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği, olayda mağdurun tazminat talebi olmadığı gibi, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde sanığa yüklenen iftira suçundan doğan herhangi bir maddi zararının bulunmadığı da gözetilerek kayden suç tarihinden önce sabıkasız olan sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendinde belirtilen “sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” koşulunun oluşup oluşmadığı hususunun karar yerinde değerlendirilerek, sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, zararın giderilmediği gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
2-Dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/03/1998 tarih ve 6/ 8-69 E. K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, önceden doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde, zarar veya borç kandırıcı nitelikte davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı dikkate alınarak, somut olayda sanığın söz konusu senedi önceden doğan borç karşılığı katılana verdiğinin anlaşılması karşısında, sanığın 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 27/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.