Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/11130 E. 2016/4112 K. 08.03.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11130
KARAR NO : 2016/4112
KARAR TARİHİ : 08.03.2016

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı

… ile … (Asiltürk) aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair … Aile Mahkemesi’nden verilen 17.03.2015 gün ve 323/203 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.03.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflardan kimse gelmediğinden dosya üzerinde inceleme yapılmasına karar verildi. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, tarafların 1981 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde sahip olunan taşınmazın ve üzerindeki binanın müvekkilinin gelirleriyle yapıldığını, davalının katkısı bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere, 10.000 TL’nin davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle talebini ıslah etmiştir.
Davalı … vekili, dava konusu taşınmazın müvekkilinin kişisel malı olduğunu, davacının katkısı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 237.867,60 TL. katkı payı alacağının davalı taraftan alınmasına, alacağın 10.000 TL.lık bölümüne dava tarihinden, kalan bölüme ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 sayılı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava; mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemiz’in devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, dava konusu taşınmazın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgelerin bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmesi, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirlerinin ayrı ayrı belirlenmesi, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmesi, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranının belirlenmesi, her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarlarının hesaplanması gerekmektedir.
Somut olaya gelince; eşler, 26.05.1981 tarihinde evlenmiş, 26.06.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir ( TMK 225/son). Tasfiyeye konu 975 ada 20 parsel, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 28.05.1992 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiş, üzerindeki bina ise, 1996 yılında tamamlanmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 sayılı TMK 179 m).
Davacı erkek yurtdışında çalışmak suretiyle, davalı kadın ise, yılın belli dönemlerinde tarım işlerinde çalıştığı gibi ürettiği fındık mahsulünü satmak suretiyle gelir elde etmektedir. Mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun olmadığı gibi yapılan araştırma ve inceleme de yeterli değildir.
Şöyle ki; mahkemece uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor esas alınmak suretiyle davacının arsanın alınmasına % 91,95 oranında, üzerindeki binanın yapılmasına %91,42 oranında katkıda bulunduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiştir. Hesap bilirkişisi arsanın alınmasında, davalı kadının yıllık ürettiği 2 ton fındık üzerinden 12 aylık asgari ücreti, davacının ise başlangıçta öğretmen olarak görev yapması nedeniyle 240 aylık asgari ücret karşılığı baz alınarak tarafların katkı oranları tespit edilmiş, üzerindeki bina için 1992-1996 yılları arasındaki asgari ücret baz alınarak davalının katkısı tespit edilmiş ve bu oranlar dikkate alınarak davacının katkı payı alacağı tespit edilmiştir. Ancak yapılan bu saptama usul ve yasaya uygun olmadığı gibi, davalının tarım işlerinde çalışarak gelir elde ettiği ve ürettiği fındığı satmak suretiyle sağladığı kazanç gözardı edilerek, yazılı şekilde davacı lehine yüksek katkı oranı ve katkı payı alacağı belirlenmesi doğru ve isabetli olmamıştır.
O halde; mahkemece, davalının tarım işlerinde çalışmak ayrıca fındık üretimi yapmak suretiyle gelir elde ettiği olgusunun dikkate alınması, bu konuda gerekirse uzman bilirkişilerden yeniden rapor alınması, toplanan ve toplanacak delillere göre davalının tarım
işlerinde çalışması nedeniyle elde ettiği gelirin tespit edilememesi halinde hakkaniyet ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi ile 6098 sayılı TBK’nun 50 ve 51.maddelerinin kapsamları gözetilerek dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden davacı erkeğin katkı oranı ile katkı payı alacağının yeniden tespit edilmesi, ondan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davalı aleyhine yazılı şekilde karar verilmesi doğru ve isabetli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davalı Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 4.062,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 08.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.