YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/18971
KARAR NO : 2015/31858
KARAR TARİHİ : 07.12.2015
Tebliğname No : 15 – 2012/4928
İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 11/10/2011
NUMARASI : 2010/168, 2011/854
SANIKLAR : M.. P.., C.. K..
SUÇ : Dolandırıcılık
SUÇ TARİHİ : 10/11/2009
Dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1)Sanık M.. P..’ın aşamalardaki tüm savunmalarında, diğer sanığın yanında çalıştığını, onun talimatıyla evi gösterdiğini, bankaya dahi gitmediğini, 4-5 gün sonra kendi işyerini açmak üzere işten ayrıldığını belirterek suçlamaları kabul etmemesi ile diğer sanığın da Metin’i doğrulması yanı sıra şikayetçinin 12.11.2009 havale tarihli dilekçesinde, bu sanıktan hiç bahsetmemesine karşın, emniyetteki ifadesinde, 09.11.2009 günü sanık Nihat ile bankaya giderek hesabından 6.000,00 TL para çektiğini, ertesi gün ise, sanıklarla birlikte bankaya gittiklerini, Metin’in kendisiyle içeri girdiğini, hatta araçta otururken kendisine bıçak çekerek parayı zorla aldığını ifade ederek olayı başkaca anlatması, Cumhuriyet savcılığındaki beyanında ise, 09.11.2009 ve 10.11.2009 tarihlerinde M.. P.. ile birlikte bankadan para çekme işlemlerini gerçekleştirdiklerini belirtmek suretiyle çelişkiye düşmesi ve ..bank’a ait güvenlik kamera görüntülerini çözümleyen bilirkişi raporunda, para çekme işlemlerinin yapıldığı tarihlerde şikayetçinin yanında farklı kişiler bulunduğunu, 09.11.2009 tarihinde şikayetçinin yanında görülen kişinin sanık Metin’e dış hatlar itibariyle benzemesine karşın, yakın plan görüntülerinin bulunmaması nedeniyle görüntülerde yer alan kişinin bu kişi olduğuna dair kesin bir teşhisin mevcut görüntülerden yapılamayacağını, 10.11.2009 tarihli görüntü de ise, şikayetçinin yanında refakat eden kişinin sanığa benzemediğinin mütalaa edilmiş olması karşısında; sanık M.. P..’ın, diğer sanığın eylemine iştirak etmek suretiyle atılı suçu işlediğine dair, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2)Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.06.2013 tarih ve 2012/15-1351-2013/328 E-K sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini de göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Ancak, hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, bu düzenlemelere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya içeriğine yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli biçimde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Bu açıklamalar ışığında, şikayetçinin tüm çalışma hayatı boyunca biriktirdiği parasının hileli şekilde alınması şeklinde gerçekleştiren eylem nedeniyle hüküm kurulurken, alt sınırdan uzaklaşılması doğru bir uygulama ise de, TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde takdir hakkının kullanılması suretiyle alt ve üst sınırlar arasında bir belirleme yapılması gerekirken, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesinde sayılan kriterler esas alınmadan, hak ve nesafet kuralları ile orantılılık ilkesine aykırı olarak hapis cezasının en üst sınırdan tayin edilmesi suretiyle fazla cezaya hükmolunması,
3)5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1. fıkrasının “c” bendinde yer alan haklardan, sadece kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, altsoyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
4)5237 sayılı TCK’nın 53.maddesinin (1), (2), ve (4) numaralı fıkralarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin verdiği 08.10.2015 tarihli ve 2014/140-2015/85 sayılı kısmi iptal kararının, 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi nedeniyle, koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesine istinaden halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 07.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.