YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/4020
KARAR NO : 2013/25155
KARAR TARİHİ : 05.11.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma -Tapu iptali ve Tescil – Aile Konutu
.Şerhi Konulması
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 05.11.2013 günü temyiz eden davalı … vekili Av. … geldi. Karşı taraf davacı-davalı … ile vekili gelmediler. Davalılardan … ile vekili de gelmediler. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yüklenmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 05.11.2013 (Salı)
KARŞI OY YAZISI
Davacı, aile konutu olan taşınmazın, davalılardan eşi olan … tarafından, diğer davalı …’a satıldığını belirterek, Türk Medeni Kanununun 194. maddesi gereğince tapu kaydının iptali ile davalı eşi adına tescil ve tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasını istemiştir. Davalı …, iyiniyetli olduğunu savunmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından temyizi üzerine Dairemizin 2011/7677 esas, 2012/5744 karar sayılı ilamı ile” Toplanan delillerden davacı ile eşinin dava konusu taşınmazda birlikte ikamet ettikleri, burasının tarafların aile konutu olduğu, davalı …’nin bu taşınmazı davacı eşin rızası olmadan sattığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 194. maddesindeki koşullar oluşmuştur. Gerçekleşen bu duruma göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.”gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş, bu kararda davalılardan … tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesi’nce verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa’nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bi hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. (…nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.)
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeniyle ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001)
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usül işlemi ile tarafların biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527)
Dava konusu taşınmazın aile konutu olarak özgülendiği tartışmasızdır. Davalılardan … iyiniyetli olduğunu savunduğuna göre; kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumlarda (TMK md.3) asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Satış tarihinde tapu kütüğünde taşınmazın “aile konutu” olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, taşınmazı satın alan davalı …’ın kazanımı iyiniyetli olması halinde korunur (TMK md.1023). Zira, Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi ile tapuya güven ilkesine bir istisna getirilmiş değildir. Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. İyiniyetin varlığı asıl olduğuna göre, taşınmazı satın alan davalının kötüniyetli olduğunu kanıtlama yükümlülüğü bunu iddia edene düşer (TMK md.6). Bu durumda tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunmadığı dikkate alındığında, davalı …’ın kötüniyetli olduğunu kanıtlama yükü davacıya düşer. Davacı, davalının kötüniyetli olduğunu gösteren bir delil getirememiştir. Şu hale göre, tapuya güven ilkesini esas alan Türk Medeni Kanunu’nun 1023.maddesi koşulları işlem tarafı olan davalı lehine gerçekleşmiştir. Bu durumda davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. (H.G.K.’nun 24.04.2013 tarih, 2012/2-1567 Esas, 2013/579 Karar sayılı ilamı)
Ancak bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçtığından maddi hata sonucunda davanın reddine dair karar yukarıda gösterilen sebeple bozulmuştur. Maddi hata sonucunda verilen karara uyularak verilen karar usulü kazanılmış hak oluşturmayacağından davalının temyiz itirazının kabulü ile hükmün bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.