Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2017/10669 E. 2017/9731 K. 03.07.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/10669
KARAR NO : 2017/9731
KARAR TARİHİ : 03.07.2017

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı 3. kişi vekili, 16.05.2014 tarihinde haczedilen malların müvekkiline ait olduğunu, borçlu ile müvekkili arasında organik bağ bulunmadığını iddia ederek istihkak davasının kabulü ile menkuller üzerindeki haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlu şirketin ticaret sicil kayıtlarındaki adresine hacze gidildiğinde, şirketin adreste olmadığı ve adresini haciz yapılan adrese taşıdığı bu adreste başka firmalarla birlikte ticari faaliyetini sürdüğünün komşu işyeri sahiplerinin beyanı ile tespit edildiğini ve bunun üzerine hacze gidildiğinde adreste borçlu şirkete ait çok fazla evrak bulunduğunu, borçlu şirket yetkilileri ile istihkak iddiasında bulunan şirket yetkilileri arasında akrabalık olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı şirket ile takip borçlusu şirketin adreslerinin ve ortaklarının farklı olduğu, bu nedenle aralarında organik bir bağın bulunmadığı, haczin davacı 3. kişinin adresinde gerçekleştiği, dosya içeriğinde bulunan delillerden muhafaza altına alınan dava konusu malların davacıya ait olduğunun belirlendiği, davacının mülkiyet iddiasını ispatladığı gerekçesiyle davanın kabulü ile mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına, karar verilmiştir.
Kararı davalı alacaklı vekili temyiz etmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu haciz ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten başka bir adreste yapılmışsa da, haciz mahallinde borçluya ait belgelere rastlanmıştır. Dava konusu haciz sırasında haciz mahallinde takip borçlusu şirkete ait çok sayıda banka dekontları, maaş bordroları, faturalar, sevk irsaliyeleri, maaş ödeme makbuzları, borçlu şirket yetkilisinin imzasının bulunduğu belgeler ve başkaca evrak suretleri bulunmuştur. Bu bilgilere göre, İİK’nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.
Dosyada bulunan ticaret sicil bilgilerine ve vergi kayıtlarına göre de, 02.04.2013 tarihinde davacı 3. kişi şirket, haciz adresinde kurulmuştur. Borçlu şirket ise 26.10.2009 tarihinden 11.02.2013 tarihine kadar çeşitli adreslerde faaliyet gösterdikten sonra 11.02.2013 tarihinde haczin yapıldığı adrese taşınmış olup, 14.03.2014 tarihine kadar da bu adreste faaliyetini sürdürmüştür. Bu bilgilere göre davacı 3. kişi ile takip borçlusu şirketler yaklaşık 1 yıl boyunca aynı adreste faaliyet göstermiş olup aralarında bağlantı olduğu anlaşılmaktadır.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davacı 3. kişi tarafından borçlu lehine olan karinenin aksi ispatlanamadığından davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 03.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.