YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/14937
KARAR NO : 2017/4112
KARAR TARİHİ : 18.05.2017
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle Öldürme
Hüküm : TCK’nın 85/1, 62/1, 50/4, 50/1-a,52. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü;
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;
23.08.2000 doğumlu olup olay tarihinde 2 yaşlarında olan çocuk hastanın 15.10.2002 tarihinde iki taraflı doğuştan kalça çıkığı tanısı ile SSK Konya Bölge Hastanesi’ne ailesi tarafından götürüldüğü, anemnezinde 6 ay önce iki taraflı doğuştan kalça çıkığı tanısı ile kapalı redüksiyonla her iki bacak pelvi pedal alçıya alındığının alçısı açıldığında tedavi sonrası sol kalçasının lükse olduğunun tespit edildiği ve operasyon için “Sol DKÇ” tanısı ile 15.10.2002 tarihinde temyize gelmeyen sanık ortopedi uzmanı Dr … tarafından hastaneye yatırıldığı, ameliyat öncesi çocuk hastalıkları ve anestezi uzmanları tarafından konsültasyonların yapıldığı, anestezi uzmanı sanık Dr … tarafından görülüp opere olabileceğine karar verildiği, bunun üzerine 16.10.2002 günü saat 10.00 sıralarında operasyona alındığı, ameliyatın ortopedi uzmanı Dr … tarafından yapıldığı, anestezi ekibi olarak da ameliyata anestezi uzmanı … ve anestezi teknisyenleri sanık … ile temyize gelmeyen sanık …’ın katıldığı, teknisyen …’ın ameliyatın başlamasından kısa bir süre sonra ameliyathaneden ayrıldığı, hastanın sevorane (%2-2.5), N20 ve 02 ile indüksiyon, 10 mg lystenon ile kas gevşemesi sağlanıp, entübe edildiği, idamede 02, N20, halotan %1 konsantrasyonda kullanıldığı, beyanlara göre hastanın uyutulması ve operasyona başlanmasından sonra anestezi uzmanı sanık …’ın aynı anda başka ameliyatlarda da görevli olması sebebiyle hastanın başından ayrıldığı, ancak anestezi teknisyeni sanık …’nin ameliyatın başından sonuna kadar hastanın başında bulunduğu, sanık Dr … tarafından ameliyata başlandığında 160 civarında olan nabzın ameliyatın 15. dakikasında 80’e düştüğü, ameliyatta 2 kez serofluran gazı verildiği, ikincisi verildikten sonra hastanın kalbinin durduğu, hastanın kardiak arest olup resüsitasyonla saat 11.00 sularında döndürüldüğü, bu aşamada sanık Dr … tarafından operasyonun durdurulduğu, ancak hastanın geri dönmesi ile ve anestezi uzmanlarının ameliyata devam edilmesi kararı ile sanık tarafından hızlı bir şekilde açık olan yerler kapatılıp ameliyatın sonlandırıldığı, ameliyat sonrası yoğun bakımda takip edilen hastaya saat 13.00’da 1 ünite kan takıldığı, ancak transfüzyon esnasında hastada ateş ve ciltte kızarma gibi reaksiyon gelişmesi ve kanda pıhtılaşma olduğunun tespiti üzerine saat 13.30’da transfüzyona son verildiği, hastaya bu sürede 25 cc kadar kan verilebildiği, bu aşamada havale geçiren hastanın havalesi diazemle yavaşlatılıp epileptik kasılmalar ve şuur bulanıklığı nedeniyle aynı gün saat 20.00 sıralarında … Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’ne Dr … tarafından sevk edildiği, geldiğinde şuur kapalı olup havalesi bulunan hastaya yapılan tetkikler sonucu hastada beyin hasarı meydana geldiğinin anlaşıldığı ve hastaya ileri derecede mental motor retardasyon, tedavi ile mümkün olmayan kronik nörolojik hastalık ve epilepsi teşhisleri konulduğu, bu aşamadan sonra hastanın iyileşemediği ve kalça çıkığı nedeniyle operasyonlar geçirdiği, 25.06.2009 tarihinde olaydan yaklaşık 7 yıl sonra vefat ettiği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporuna göre ölümün ameliyat sırasında ortaya çıkan nedeni belirlenemeyen bradikardi ve kardiak arrest sonrası gelişen iskemik hipoksik ensefalopati ve komplikasyonlarından meydana geldiğinin tespit edildiği;
Henüz ölüm olayı gerçekleşmeden yapılan soruşturma sonucu 10.01.2003 tarihinde sanıklar …, …, … ve … hakkında taksirle yaralama ve sanık … hakkında ayrıca ölenin babasından yapmaya mecbur olduğu işi yapmak için para aldığı iddiaları ile rüşvet suçlarından kamu davası açıldığı, burada yapılan yargılama sırasında alınan Yüksek Sağlık Şurası’nın 03-04 Mart 2005 tarihli raporunda; sanık Dr….’ın kusursuz, hastaya entübasyon yaptıktan sonra görevi arkadaşına devreden ve olayda sorumluluğu bulunmayan anestezi teknisyeni sanık …’ın kusursuz, hastanın yeterli oksijenle ventilasyonunun sağlanamaması sonucu hipoksi oluşmasına sebep olan anestezi teknisyeni …’nin 1/8 oranında kusurlu, anestezi teknisyenlerinin çalışmalarını yeterince takip etmeyen sanık Dr….’m 2/8 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, bu dosyada yapılan yargılamada sanıklar … ve …’nin taksirle yaralama suçundan mahkumiyetlerine karar verildiği, hükmün temyizi üzerine dosyanın Yargıtay’a gönderildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 07.12.2011 tarihli kararı ile açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği,
Hastanın 25.06.2009 tarihinde ölmesi üzerine iş bu dosyaya konu sanıkların tamamı hakkında taksirle öldürme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında alınan Yüksek Sağlık Şurası’nın 05-06 Haziran 2014 tarihli raporunda; ”otopsi bulgularına göre, ölümün aspirasyon sonucu gelişen bronkopnomöniye bağlı olarak meydana gelmiş olabileceği ve bu duruma daha önce yaşadığı olay neticesinde gelişen nörolojik hasar ve mental retardasyonun sebebiyet vermiş olabileceği, aspirasyon ve bronkopnömoninin pek çok nedenle ortaya çıkabileceği, önceki sekelin ne ölçüde etkilediğinin belirlenemeyeceği, mental retardasyonu olmayanlarda da aynı sürecin gelişebileceği, fark edilmeden gelişebilen pnomönilerde her türlü tedaviye rağmen ölüm oranının yüksek olduğu (%5-40) göz önüne alındığında; meydana gelen ölümle operasyon sırasında gelişen sekeller arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olamayacağı” görüşünün belirtildiği anlaşılmakla;
Dosya kapsamından sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem taksirle öldürme olup, temel sorun suç tarihinin tespiti noktasında toplanmaktadır. 16.10.2002 tarihinde yapılan ameliyat sırasında beyin hasarı meydana gelen hastanın, iyileşmesi gerçekleşmeden ve 16.10.2002 tarihli ameliyatta gelişen iskemik hipoksik ensefalopati, yani beyne yeterli kan ve oksijen gitmemesi nedeni ile 25.06.2009 tarihinde ölümü gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Kanun’un cezalandırdığı, sanıkların eylemlerini icra ettikleri, yani ameliyatı yaptıkları tarih olan 16.10.2002 tarihinin suç tarihi olarak esas alınması ve gerek zamanaşımı gerekse uygulanacak Kanun hükümlerinin bu tarih nazara alınarak saptanması gerekir. Bu suretle eylemin icra edildiği yani suç tarihi olan 16.10.2002 tarih itibariyle sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suç oluşturma ihtimali bulunmayan eylem 765 sayılı TCK’nın 455/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç aynı Kanunun 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 104/2. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan 16.10.2002 tarihinden itibaren 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık zamanaşımı hüküm tarihinden önce gerçekleşmiş olmakla, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 765 sayılı TCK’nın 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE; 18.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.