Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/19612 E. 2015/20578 K. 17.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/19612
KARAR NO : 2015/20578
KARAR TARİHİ : 17.11.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat

… ile … ve müşterekleri aralarındaki muhdesat tespiti davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair …Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 01.07.2015 gün ve 14/134 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi bir kısım davalılar …. ve müşterekleri vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, 263 ada 1 parsel ile 664 ada 2 parsel üzerindeki muhdesatın müvekkiline ait olduğunu açıklayarak vekil edeni adına tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan … ve…..vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuş, davalılardan …. yargılama sırasında davayı kabul ettiklerini bildirmişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesat tespiti isteğine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahsetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında
taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
1-Dosya kapsamına dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, mahkemece deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalılar vekilinin aşağıda gösterilen bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili dava dilekçesinde 644 ada 2 parsel üzerindeki kuyunun dava dışı …. ile birlikte vekil edeni tarafından yapıldığını ileri sürmüş, keşif sırasında da bu parsel üzerindeki kuyunun tek başına davacıya ait olmadığı, ….ile birlikte yapıldığı bildirilmiştir. Öyleyse; mahkemece 2 parsel üzerindeki kuyunun tamamının davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verilmiş olması toplanan delillere uygun olmadığı gibi talep aşılmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiştir. HMK’nun 26. (HUMK.nun 74.) maddesi uyarınca hâkim tarafların isteği ile bağlı olup ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez.
Kabule göre de, dava konusu muhdesatların üzerinde bulunduğu davacı ile davalılar adına tapuda elbirliği mülkiyet şeklinde kayıtlıdır. Davanın konusu (müddeabih) ise davalıların paylarına isabet eden muhdesat değeridir (zemin bedeli hariç). Buna göre, yargılama sonucunda hüküm altına alınan nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 s.lı HMK’nun 326/2. madde uyarınca yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilen vekâlet ücretinden her bir davalının tapu payları oranında sorumlu tutulmaları gerekirken, tapu payları dikkate alınmaksızın müştereken ve müteselsilen davalılardan alınmasına karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalılar vekilinin sair itirazlarının (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine,taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden bir kısım davalılar Ümmühan Arslan ve müştereklerine iadesine 17.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.