YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/7568
KARAR NO : 2018/14973
KARAR TARİHİ : 05.07.2018
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil, Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı …, evlilik birliği içerisinde davalı eş adına edinilen 5026 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki gecekondu ile 669 ada 1 parselde bulunan bağımsız bölümün bedelinin kendisinin aldığı tazminatlar, biriktirmiş olduğu paralar ve davalı eşin ziynetlerinin satılarak karşılandığını ileri sürerek anılan taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile 1/2 hissesinin adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde tespit edilecek değerin yarısının davalıdan tahsilini, ayrıca aylık ortalama kirası 600 TL olan taşınmazlar için 12.09.2008 tarihinden dava sonuna kadar hesaplanacak ecrimisilin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı …, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından davanın ispatlanamadığı, taşınmazın davalının kişisel malı olduğu, ecrimisile yönelik ise dava konusu taşınmazları davalının kullandığı ispat edilemediği gibi davacı tarafından ecrimisil talebine yönelik herhangi bir ihtar çekilmemiş olduğu intifadan men olgusunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacının aşağıdaki (2), (3) ve (4) nolu bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacının 5026 ada 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM m. 170). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK m. 544, TBK m. 646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM m. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM m. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler, 20.04.1983 tarihinde evlenmiş, 20.04.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 10.09.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir(4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu mal, dosya kapsamına göre eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 1994 yılında alınmıştır.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre tarafların iddia ve savunmaları kapsamında eksiklikler tamamlanarak katkı payı alacağı hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve incelemeye dayalı karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
3-Davacının 669 ada 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, anılan taşınmazdaki davalı eş adına kayıtlı 21/271 hisse, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 23.02.2007 tarihinde satın alınmıştır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olayda, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda 669 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 21/271 hissenin edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihte satın alındığı dikkate alınarak, uyuşmazlığın bu çerçevede değerlendirilmesi, davacı eşin işten ayrılma tazminatının taşınmazın alımında kullanıldığı iddiası ile davalı kadının ziynet eşyalarının söz konusu taşınmaz için satıldığına ilişkin kabulü hususları da gözönünde bulundurularak tarafların iddia ve savunmaları kapsamında artık değere katılma alacağının hesaplanması gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.
4- Ecrimisile ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davacının ecrimisile yönelik talebi, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde olmayıp, TMK 2. kitabından kaynaklanmadığından Aile Mahkemesi görevli olmayıp, uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 sayılı HMK’nun 2.maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK m. 114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/1). Mahkemece, ecrimisile yönelik davanın tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının yukarıda (2), (3) ve (4) nolu bentlerde yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacının diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle REDDİNE, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 05.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.