Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/11287 E. 2018/14847 K. 04.07.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/11287
KARAR NO : 2018/14847
KARAR TARİHİ : 04.07.2018

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı … vekili, dava konusu 101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın konumunun 3621 sayılı Kıyı Kanunun 5. maddesi, Kıyı Kanunun Uygulanmasına dair Yönetmeliğin 10. maddesi ve Anayasa’nın 43. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek taşınmazın kıyıda kalan kısmının tapusunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalı adına olan 101 ada 3 nolu parselin fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 101,82 m2’sinin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı anlaşıldığından iptaline, 148,76 m2’sinin davalı adına kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz eden davalı …’e gerekçeli karar … Beldesi … Mah. Akçaabat adresinde 15.10.2008 tarihinde “gösterilen adreste muhattap … imzasına” tebliğ edilmiş, (evrak fotokopi olup, aslı …2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/200 Esas, 2018/9 Karar sayılı dosyasında delil olarak muhafaza edilmektedir) hüküm davalı vekili aracılığı ile 12.08.2009 tarihinde temyiz edilmiştir. Her ne kadar davalı vekili tarafından hükmün süresinde temyiz edilmediği belirlenmiş ise de, davalı vekili tarafından temyiz dilekçesi ekinde sunulan …Valiliği … İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün 5.8.2009 tarihli yerleşim yeri ve diğer adres belgesinde davalının yerleşim yeri adresi ile tebligat adresinin farklı olduğu, yine davalı tarafından suç duyurusunda bulunulduğunun bildirildiği, Dairenin 12.9.2017 tarih 2017/11847 Esas, 2017/10531 Karar sayılı geri çevirme kararı sonrasında dosya arasına alınan …2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/200 Esas, 2018/9 Karar sayılı ilamının incelenmesinde ise, mağdur …, sanıkların…, … ve olduğu, sanıklar… ve …’in posta memuru oldukları, dava dilekçesini içeren tebligatı sanık …’in sözde Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebliğ ettiği, bu husuta evrakın üzerine “2 nolu haber kağıdı kapısına yapıştırıldı, mahalle muhtarı Harun Kandemire teslim edildi” şeklinde şerh düştüğü, posta memuru …in ise mahkeme kararını içeren tebligatı bizzat mağdura tebliğ ettiğine dair tebliğ evrakı üzerine şerh düştüğü, bahsi geçen tebligatın muhattap imzasına ayrılan hanesi kimliği tespit edilemeyen bir kişiye imzalattığı, yapılan araştırmada mağdurun hiçbir zaman … Beldesi Zeytinlik Mahallesinde ikamet etmediğinin ve taşınmazın boş bir arsanın mevcut olduğunun anlaşıldığı gerekçeleriyle posta memuru olan sanıklar… ve …’in işledikleri subüta eren görevi gereği düzenlemeye yetkili oldukları resmi evrak niteliğindeki tebligat mazabatalarında sahtecilik suçundan eylemlerine uyan TCK’nın 204/2 maddesi gereğince takdiren 3 yıl ve TCK’nun 62/1 madde gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak 2 yıl 6 ‘şar ay hapis cezası ve 6000 TL’şer adli para cezası ile cezalandırılmalarına, CMK’nın 231/5 maddesi gereğince haklarındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün itiraz edilmeksizin kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, davalı …’e gerekçeli kararın 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca yöntemine uygun bir biçimde tebliğ edildiği başka bir deyişle geçerli bir tebligat işleminin varlığından söz edilemeceğinden temyiz isteminin süresinde yapıldığının kabulü ile yapılan incelemede:
Dava, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Türk Medeni Kanunu’nun 715 ve 999. maddelerine dayalı olarak açılmış tapu kaydının iptali ile sicilden terkini isteğine ilişkindir.
Davalı adına çıkarılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılmadığını, tebligat evrakındaki adreste oturmadığını, savunma ve delil bildirme hakkının kısıtlandığını ileri sürerek temyiz isteğinde bulunmuştur. Temyiz dilekçesindeki itirazlar karşısında öncelikle “tebligat”, “taraf teşkili”, “adil yargılanma” ve “hukuki dinlenilme hakkı” kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Yetkili Makamlar tarafından bir takım hukukî işlemlerin, bunların hukukî sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere Kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukukî dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır.
Bir davada davalının, davacının açmış olduğu davadan haberdar olması, davaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun, ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi; bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, bozma ilamının içeriğine, bozma sonrası duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü’nde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir. Görüldüğü üzere, taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu (Teb….)’nun 10. maddesinde; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.” hükmü bulunmaktadır. 6099 sayılı Kanunla; bu maddenin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile de; “Bilinen son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır” düzenlemesi getirilmiştir. Tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın, Usul Yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır.
Anılan Kanun ve Tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı, tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Şu hale göre; yazılı tebligat, bir davaya ilişkin işlemleri o davayla ilgili kişilere bildirmek için, mahkemelerce Kanuna uygun biçimde yapılan bir belgelendirme işlemidir. Dolayısıyla, Kanun ve Tüzük hükümlerinin en küçük ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Taraf teşkili konusuna gelince; bir davada tarafların teşkil edilebilmesi, bu sayede davada karşılıklılık, çelişikliğin sağlanabilmesi ve iddia ve savunmalarda bulunulabilmesi için taraflarla, taraflar dışındaki tanık ve bilirkişi gibi üçüncü kişilere usulüne uygun tebligat yapılması gereklidir. Tebligat sayesinde, ilgililer duruşmaya davet olunur ve kendilerine, yargılama hakkındaki ilk bilgiler, tebliğ konusu dilekçeler sayesinde verilir. Tebligat, yargılamanın makul sürede yapılıp sonuçlandırılması, hak ve adaletin gecikmeden yerine getirilmesi açısından önemli bir usuli işlemdir (…., Adil Yargılanma Hakkının Gerçekleşmesini Sağlayan Araçlardan Milletlerarası Tebligat ve İstinabe, (Doktora Tezi), … 2006, s. 16, 17). Taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa’nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36. maddesi ile 1086 sayılı HUMK’nun 73. maddesinde de (6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi) açıkça belirtildiği üzere, Mahkemece davalı yan; dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır, aksi halde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, s.1876 vd).
Çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. 01.10.2011 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 27. maddesi uyarınca Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hakim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında Mahkemece re’sen nazara alınması gereken bir olgudur ve Mahkemenin, duruşma gününü, kararını, bozma ilamını, duruşma günü ve direnme kararını taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, usulün amir hükmü gereğidir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü’nde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir (HGK’nun 04.03.2009 gün ve 2009/9-52 E.-2009/105 ….; 14.04.2010 gün ve 2010/21-200 E. 2010/216 ….; 20.04.2011 gün ve 2011/5-175 E. 2011/202 …. sayılı ilamları).
Hukuki dinlenilme hakkına gelince; Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi Anayasal bir haktır. Anayasa’mızın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesi hükmüne göre, “davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir”.
Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gereklidir.
Hukukî dinlenilme hakkı olarak maddede ifade edilen ve uluslararası metinlerde de yer bulan bu hak, çoğunlukla “iddia ve savunma hakkı” olarak bilinmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Ancak, her yargılama süjesi kendi hakkıyla bağlantılı ve orantılı olarak bu hakka sahiptir. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Kanunda da açıkça belirtildiği gibi, hukukî dinlenilme hakkının temel unsurlarından biri “Bilgilenme Hakkı”.(6100 sayılı HMK madde 27/2). Buna göre, hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Bilgilenme hakkı, gerek karşı taraf gerekse yargı organlarının işlemleri ve dosya kapsamına girip yargılamayı etkileyen her şeyi kapsar. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçekten sağlanmaya çalışılmalıdır. Özellikle tebligat ve davetiye kurallarının uygulanmasında özen gösterilmelidir. Usûlüne uygun tebligat yapılmadan, davetiye çıkarılmadan, tefhimi mümkünse tefhim gerçekleşmeden yapılan işlemler taraflar bakımından sonuç doğurmaz. Taraflardan gizli yargılama yapılamayacağı için, yargılamaya dâhil olan her işlem bakımından taraflar, dosyanın korunması ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi dışında bir sınırlamaya tabî olmadan tam olarak bilgilenme hakkını kullanabilirler. Bu sınırlamalar da bilgilenme hakkını ortadan kaldırıcı nitelikte olmayıp sadece kullanılmasını yargılamanın sağlıklı işlemesi için belirli kurallara bağlamak şeklinde olabilir. Tarafların bilgisine açık olmayan hiçbir husus hükme esas alınamaz.
Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine, durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir.
Savunma hakkının yeterince kullanılamadığı bir yargılamanın doğru sonuçlar vermesi beklenemez. Adil yargılamayı gerçekleştirmeye yönelik her hukuk kuralı savunma hakkının varlığına işaret edecektir. Hak arama özgürlüğü ve bunun somut unsurlarından biri olan savunmanın yapılabilmesinin ilk koşulu ise tebligattır. Bir yargılama sırasında taraflar, yargılama hakkındaki ilk bilgilere ve bunun sonucunda iddia ve savunma yapabilme haklarına ancak usulüne uygun tebligat ile kavuşabilecek ve bu şekilde savunma yapılabilecektir. Bunun tersi olarak geçerli ve usulüne uygun bir tebligat olmaksızın yargılama yapılması ise, savunma hakkının dolayısıyla, en temel insan haklarından birinin ihlâli anlamına gelecektir (Mehmet …, a.g.e., s. 17 vd.). HGK’nun 23.11.2011 tarih 2011/11-554 Esas 2011/684 Karar sayılı ilamında da bu hususlar ayrıntıları ile açıklanmaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; temyiz isteğinde bulunan davalı …’e dava dilekçesini içeren tebligatın … beldesi zeytinlik mahallesi adresinde Tebligat Kanunun 21. maddesi, gerekçeli kararın da yine aynı adreste bizzat tebliğ edildiğine dair tebliğ evrakı üzerine şerh düşüldüğü, davalı tarafından tebligatları tebliğ eden posta memurları hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine az yukarıda bahsi geçen …2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/200 Esas, 2018/9 Karar sayılı dosyasında sanık olan posta memurlarının bahsi geçen tebligat evraklarını sahte olarak düzenlediklerinin kurulan hüküm ile sabit olduğu, yine davacı tarafından sunulan …Valiliği … İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün 5.8.2009 tarihli yerleşim yeri ve diğer adres belgesinde davalının yerleşim yeri adresi ile tebligat adresinin farklı olduğu, bu durum karşısında, davalının … beldesi zeytinlik mahallesi adresinde oturmadığı, yapılan tebligatların usulsüz olduğu ve buna bağlı olarak davalının davadan haberi olmadığı, dolayısı ile kendisini savunamadığı açıktır.
O halde, bir kısmının terkinine karar verilen dava konusu 101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalı adına kayıtlı olduğu gözetilerek davalı tarafa, ülkemizin de tarafı olduğu ve Anayasa’nın 90. maddesi gereği iç hukukun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6., 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma dolayısıyla hukuki dinlenilme hakkı gereği itirazlarını ve delillerini sunması için süre ve imkan verilmesi, bu hususta gerekirse HMK’nun 145. maddesinin de göz önünde tutulması, ondan sonra tüm deliller toplanıp birlikte değerlendirilip, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, az yukarıda ayrıntıları açıklanan ilkeler dikkate alınmadan davalı tarafın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde yargılamaya devam edilerek işin esasına ilişkin hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 04.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.