YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6371
KARAR NO : 2018/15034
KARAR TARİHİ : 05.07.2018
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejimi Tasfiyesinden Kaynaklanan Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı … asil, … İli, 6 nolu bağımsız bölümdeki taşınmazı 2003 yılında satın aldığını, iyi niyete dayalı olarak tapuda davalı adına kayıtlı bulunan taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiş. Davacı vekili, Aile Mahkemesindeki 19/04/2013 tarihli ilk duruşmada ise açılan davanın evlilik birliği içerisinde edinilmiş mallara ilişkin katılma alacağı ve değer artışı payına ilişkin talep olduğunu belirtmiş, 08.01.2016 tarihli dilekçesi ile davayı ıslah ederek 28.948,54TL katılma alacağı talebinde bulunmuştur.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmaza yönelik tapu iptal ve tescil isteğinin sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33).
Mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacak hakları doğar. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK’nun m. 227/1, 231, 236/1). TMK’nun 239/1. fıkrasında; “katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir…” denilmektedir. 226/3. madde de ise “Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler” hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır. Başka bir anlatımla, tasfiye alacaklısı ayrık durumlar hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul edebilir.
Açıklanan bu kuralın istisnaları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 226/2. maddesinde (alacaklı eşin tasfiyeye konu paylı malda üstün yararını kanıtlaması) ve 240. maddesinde (aile konutu veya eşyanın söz konusu olması) tahdidi olarak belirtilmiştir.
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, mahkemece davacının iptal ve tescil talebinin sübut bulmadığından reddine karar verilmiş ise de; davacı vekili tarafından 08.01.2016 tarihinde ıslah harcı yatırılarak davanın mal rejiminin tasfiyesi ile edinilmiş mallara katılma alacağına ilişkin 28.948,54TL alacak isteği olduğu gözden kaçırılarak, dava dilekçesinin tapu iptali ve tescili davası olduğu görüşünden hareketle davanın red edilmesi doğru görülmemiştir(HMK.m.176).Tahkikat tamamlanmadan davacı vekili tarafından 08.01.2016 tarihinde ıslah harcı yatırılmak suretiyle, usulüne uygun olarak dava ıslah edilerek katılma alacağı isteği bulunduğuna göre bu talep hakkında usule uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; HUMK’nın 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.