Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/11243 E. 2013/6876 K. 09.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11243
KARAR NO : 2013/6876
KARAR TARİHİ : 09.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

… ile … ve … kızı … (kimlik bilgileri bilinmiyor) aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 21.12.2010 gün ve 256/482 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, vekil edeninin 45 parsel sayılı taşınmazın 45/48 payının kayıt maliki olduğunu, 3/48 payın … kızı … adına kayıtlı olup, tapu kaydından … kızı …’in kim olduğunun anlaşılamadığını, bu kişinin varlığının ya da 20 yıl önce ölüp ölmediğinin mirasçısı olup olmadığının bilinmediğini, TMK’nun 713/2. maddesinde maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş bir kimse adına tapuda kayıtlı bir taşınmazın zilyedinin, mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tescilini isteyebileceğini, maddede belirtilen 20 yıllık süre boyunca davasız ve aralıksız zilyetlik koşullarının vekil edeni lehine oluştuğunu açıklayarak; kayıt malikinin kim olduğunun tapu sicilinden anlaşılamaması ve 20 yılı aşkın süredir davasız ve aralıksız zilyetlik koşulları vekil edeni lehine oluştuğundan hukuki değerini kaybeden … kızı … adına kayıtlı 3/48 payın tapusunun iptali ile vekil edeni adına tescilini istemiştir. Dava dilekçesinde, kimlik bilgileri ve adresinin bilinemediği belirtilerek … kızı … ve … davalı olarak gösterilmiştir.
Davalı … vekili, cevap dilekçesinde davaya konu pay malikinin adı ve baba adı tapu sicilinde yazılı bulunduğundan bilinen kişi olduğunu, bu nedenle davanın kayıt maliki ya da mirasçılarına karşı açılmasının zorunlu olup, …’ye yöneltilen davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, … kızı …’in mirasçılarının olmadığının belirlenmesi halinde davaya konu payın … adına tescilini talep ettiklerini, pay malikine ulaşılamaması halinde 3161 sayılı Kanun’a göre kayyım atanarak davanın yürütülmesinin zorunlu olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 45 parselin imar uygulaması sonucu 175 ada 10 parsele revizyon görerek 1/2 payın … kızı … adına tapuya tescil edildiği, … kızı …’in tapulama sırasında revizyon gören tapu kaydı ve uygulanan taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine göre bilinen kişi olduğu, davacının kayıt maliki ve mirasçılarını tespit etmek imkanı varken bu
konuda hiç araştırma yapmadan … ve kim olduğu belli olmayan bir şahıs aleyhine eldeki davayı açtığını açtığı gerekçesiyle, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, dosya kapsamı ve açıklamalara göre, kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik ve TMK’nun 713/2 fıkrasında yer alan; ”…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce ölmüş…” hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK’nun 713/1-2 madde ve fıkraları gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Somut olayda çözümlenmesi gereken öncelikli sorun; eldeki temyiz incelemesinin yapıldığı aşamada TMK’nun 713/2. fıkrasındaki; ”…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesi’nce iptaline ilişkin kararı ve bu karar yayımlanana kadar hükmün yürürlüğünün durdurulması kararının eldeki davaya etkisinin ne olacağı hususudur.
Davaya dayanak oluşturan TMK’nun 713/2. fıkrasında yer alan ”…ölmüş…” sözcüğünün ”Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline, bu sözcüğün uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi Gazetede yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına 17.03.2011 tarihinde karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Kararları’nın Özelliği ve Geriye Yürümezliği ilkesinin irdelenmesi;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 153/2 fıkrasında; Anayasa Mahkemesi’nin; bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir bölümünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceğini vurguladıktan sonra aynı maddenin 5. fıkrasında da ”iptal kararlarının geriye yürümeyeceği” açıklanmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararları, İdari Yargıda verilen iptal kararlarından farklı bir özelliğe sahiptir. İdari Yargıda asıl olan iptal kararlarının geriye yürümesi yani iptal edilen idari işlemin doğduğu andan itibaren yok sayılması esas alınmasına karşın, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının geriye yürümemesi asıldır. Bu bakımdan İdari yargıdaki iptal kararları beyan edici, açıklayıcı nitelikte olduğu halde Türk Anayasa Yargısı’ndaki iptal kararları genelde kurucu (inşai-yenilik doğurucu) niteliktedir.
Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı Ya da toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebilir.
Bu bakımdan iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, kabul edilen önemli bir ilkedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi; 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas,1989/ 48 Karar sayılı kararında, “Türk Anayasa Sisteminde Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.”denilmek suretiyle konunun önemi vurgulanmıştır.
Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunması Hukuk Devletinin bir gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk
kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geriye yürümeyeceğinin (ceza mahkûmiyetlerinde durum farklıdır) kabulü kaçınılmazdır.
Bu durumda kazanılmış haklar kavramı Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan ”Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve bu nedenle kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesi’nin 19.12.1989 gün ve 1989/14 Esas, 1989/49 karar sayılı kararında aynen; ”bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması Hukuk Devletinin gereği olduğunu” vurgulamaktadır.
Bu karara paralel olarak Danıştay’da 16.12.1966 tarih ve 1963/ 386 Esas, 1966/ 1642 Karar sayılı kararında; ”iptal kararları geriye yürümez” kuralının kazanılmış hakları saklı tutmak, hukuk kararlılığı ve dolayısı ile kamu düzenini korumak amacıyla getirildiği görüşü benimsenmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları; kural olarak Resmi Gazete’de yayımlandıkları tarihten itibaren geleceğe dönük olarak hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenledir ki, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından önce iptal edilen yasa kuralına dayanılarak verilen ve kesinleşmiş Mahkeme kararlarının Anayasa Mahkemesi kararından etkilenmeyeceği açıktır. Yani Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralına dayanılarak daha önce verilip kesinleşmiş olan hükme etkili olması olanaklı değildir.
Saptanan bu olgular karşısında Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının ya da kanunların geriye yürümezliği ilkesinin istisnalarını kamu düzeni, genel ahlak kuralları ile kazanılmış hak ilkesi oluşturmaktadır. Kazanılmış (müktesep) hakkın söz konusu olduğu durumlarda Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının uygulanmayacağı kabul edilmektedir.
Eldeki dosyada söz konusu somut olaya gelince; TMK’nun 713/2. fıkrasında açıklanan üç ayrı hukuki sebepten biri olan ”…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra elde bulunan veya açılacak olan davalara etkisinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir. TMK’nun 713/1. fıkrasında; Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir:” denilmiştir.
Aynı maddenin 2. fıkrasında ise; ” aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” amir hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi TMK’nun 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması; bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1 fıkrasındaki koşulların da gerçekleşmiş bulunmasına bağlıdır. Çünkü 2. fıkrada ‘ aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi gerekir.
TMK’nun 713/5 fıkrasının son cümlesinde ise; ”Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir. Bu ilke 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Kanunla fıkraya eklenmiştir.
04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı’ndan önce 743 sayılı TKM’nin 639 (TMK 713). maddesine dayalı olarak açılan davalarda mülkiyetin hangi tarihte doğacağı ve kazanılacağı konusu gerek uygulamada gerekse de doktrinde oldukça tartışmalı idi. 04.02.1998 tarih ve 1996/ 4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile; “kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin TKM’nun 639/1 maddesine göre verilen tescil kararları İnşai-ihdasi (yapıcı-kurucu- yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet hakkı bu kararların kesinleştiği anda kazanılır.” görüşü benimsenmişti. Daha sonra 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK’nun 713/5. fıkrasının son cümlesi ile aynı maddenin 1. ve 2. fıkralarını kapsayacak biçimde, mülkiyetin 1. fıkrada öngörülen koşulların oluşmasıyla kazanılacağı kabul edilmiştir.
İşte TMK’nun 713/5. fıkrasında mülkiyet 1. fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur ibaresi TMK’nun 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan davalar açısından kazanılmış (müktesep) hak” olarak kabul edilip edilemeyeceği sorunu karşımıza çıkmaktadır. Sözü edilen ibare ile 1. ve 2. fıkralarında yer alan tüm koşulların gerçekleşmesi yanında aynı maddenin 1. fıkrasında açıklanan 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda mülkiyetin kazanılacağı kastedilmektedir. Şu halde; Anayasa Mahkemesi’nce yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden önce dava açanlar (eldeki davalar) ile açmayanlar bakımından 20 yıllık kazanma süresi ve 2. fıkrada açıklanan maliki 20 yıl önce ölmüş olan kişi bakımından söz konusu süreler dolmuş ise bunlar açısından kazanılmış (müktesep) hakkın kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir.
TMK’nun 713/ 5. fıkrasına eklenen ibare ile mülkiyet hakkının tüm kazanma koşullarının oluşması ile 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda kazanılacağı açıklandığına ve bu konuda hiçbir duraksama söz konusu olmayacağına göre az önce açıklanan durumlar bakımından kazanılmış hakkın varlığının kabulü gerekmektedir. Yukarıda yapılan tüm açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. 4721 sayılı Kanunla getirilen ve TMK’nun 713/5 fıkrasının son cümlesi için gösterilen gerekçede de şu ifade yer almaktadır; ”Gerçekten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyet 1. fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani hakimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararıyla birlikte 17.03.2011 tarihinde aynı zamanda; ”…kararın Resmi Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına” karar verilmiştir. Şu halde yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.02.2011 tarihinden önce açılmış bulunan davalar bakımından maliki 20 yıl önce ölmüş ve o tarihten dava tarihine veya kayıt maliki adına bulunan tapu kaydının intikal gördüğü tarihe kadar diğer kazanma koşullarının yanında 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür davalar bakımından kazanılmış (müktesep) hakkın kabulü gerekir. Uyuşmazlığa konu yapılan tapu kaydı; malikin ölüm tarihinden itibaren 20 yıllık kazanma süresi geçtikten sonra intikal görmüş ise bu tür intikal gören kayıt hukuken bir değer taşımaz ve intikal maliklerine herhangi bir hak bahşetmez. Yine dava açmamış ancak; Anayasa Mahkemesi’nin verdiği yürürlüğün durdurulması karar tarihi olan 17.02.2011 tarihinden önce hak sahipleri yararına
kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.02.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında somut olaya dönülecek olursa; 45 parsel 17.10.1964 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında, parselin 12.06.1946 tarih ve 21 sıra nolu tapu ile … oğlu … … adına tapuda kayıtlı olduğu, … …’ın 1950 yılında ölümü ile karısı … ve çocukları …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, Ziynet’i marisçı olarak bıraktığı, … ve … dışındaki mirasçıların paylarını tutanağa ekli 1963 yılında … 1. Noterliği’nde düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile … …’ye sattıkları açıklanarak 42/48 payı … …, 3/48’er payı ölü olduğu belirtilerek … … ve … kızı … adına tespit edilmiş, tespitin itiraz edilmeksizin kesinleşmesi ile 17.05.1966 tarihinde tapu oluşmuştur. … … mirasçıları 3/48 payı 20.09.1978 tarihinde tapuda satış yoluyla … …’ye devretmiş; … …’nün satışı ile toplam 45/48 pay 25.04.1988 tarihinde davacı adına tescil edilmiştir. Parsel, yargılama sırasında 25.08.2010 tarihinde imar yoluyla 175 ada 10 parsel numarası olarak 1/2’şer pay oranında davacı ve … kızı … adına tapuya tescil edilmiştir.
Mahkemece davanın pasif husumetten reddi doğru olmamıştır. TMK’nun 713/2. maddesinde yazılı üç hukuki sebepten birine veya birden fazlasına dayanılarak açılan davalar kamu düzeni ağırlıklı davalar olup, yargılama sırasında taraf teşkilinin sağlanması mümkündür. Sapma göstermeyen Daire ve Yargıtay uygulaması bu yöndedir. Davacı vekili dava dilekçesinde 3/48 pay maliki … kızı …’i, adresi ve yaşayıp yaşamadığının bilinmediğini açıklayarak davalı gösterdiğine göre; …’in sağ veya ölü olduğunun araştırılması, sağ değilse hasımlı (… hasım gösterilecek) veraset belgesinin alınması ve alınan veraset belgesinde isimleri yazılı olan mirasçılarına davanın yöneltilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre dava dilekçesinin mirasçılara tebliği ve taraf teşkilinin bu şekilde sağlanması, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan yukarıda yapılan açıklamalara aykırı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak dava kayıt malikine, kayıt maliki ölmüşse mirasçılarına yöneltilerek açılır. Dava tarihinde ölü bulunan kişiye karşı dava açılması ilkesi TMK’nun 713/2. maddesine dayalı olarak açılan davalarda uygulanmaz. Ayrıca, bu tür davaların kayıt maliklerine kayyım atanmak suretiyle yürütülmesi de mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 09.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.