YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19765
KARAR NO : 2013/18241
KARAR TARİHİ : 03.12.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi, tapu iptali ve tescil
… ile … ve … ve müşterekleri aralarındaki elatmanın önlenmesi, tapu iptali ve tescil davasının reddine dair … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 29.12.2011 gün ve 805/695 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı; 1992 yılında yapılan kadastro tespitlerinde, annesi …’dan tarafına intikal eden 1/5 oranındaki hissenin dayısı … adına tescil edildiğini, davalının sürekli olarak hissesini vereceği vaadi ile oyaladığını, davalının … tarafından halen futbol sahası olarak kullanılan ve müşterek malik oldukları tarlayı bu arada sattığını, hissesine düşen bedelini de tarafına ödemediğini, …’a futbol sahası olarak satılan tarladaki satıştan tarafına düşen payın halen davalı uhdesindeki tüm parsellerin toplam değerinden fazla olduğunu, futbol sahası olan tarladaki payının ve annesinden intikal eden payının karşılığı olarak, halen davalı uhdesinde bulunan 259, 370, 383, 632, 765, 975, 980, 1035, 1294, 1414, 1417, 1432, 1734 ve 1736 sayılı parsellerin tapu iptal ve adına tescilini, bu parsellerdeki davalının müdahalesinin menine karar verilmesini istemiştir.
Davalı …; ortak kök murisin 60 yıl kadar önce öldüğünü, babası ölünce iki erkek kardeşin tarlaları bölüştüklerini, kız kardeşlerin o zaman mal almadıklarını, …a satılan yerin bedelini davacının diğer erkek kardeşten aldığını, davacının kendi hissesini senet karşılığı 3 milyar liraya sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalılar …, …, … ve …, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacı tarafından iddia edilen taşınmazların tescillerinin yolsuz olduğu hususu ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar, 1991 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sonrasında, senetsizden tapuya tescil edilmiştir. Tarafların ortak kök murisi … 01.01.1945 tarihinde ölmüş olup, kök murisin kızı …’nin 14.03.1981 tarihinde ölümü üzerine oğlu olan davacının da mirasçılar arasında yer aldığı ve davalı …’ın kök murisin oğlu ve davacının dayısı olup, yargılama devam ederken 21.11.2009 tarihinde ölümüyle davalı … mirasçılarının usulüne uygun olarak davaya dahil edildikleri dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Dava; mirasçılar arasında ve miras payına yönelik olarak açılan tapu iptali ve tecil ile müdahalenin meni davasıdır. Bilindiği üzere ve kural olarak; zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davalarının her türlü delille ispat edilmesi mümkündür. Ne var ki, mahkemece, keşif mahallinde yerel bilirkişi ve tanıklar dinlenmeden, duruşmalarda dinlenen yetersiz tanık beyanları esas alınarak karar verilmiştir. Oysa ki, gayrimenkulün aynına yönelik davalarda yerel bilirkişilerin özellikle taşınmazın mevki, cinsi, sınırlarıyla ilgili kapsamlı bilgilerinin alınacağı, zilyetlik ve mülkiyete yönelik bilgilerin tarafların zilyetlik tanıklarından alınması gerekirken ve davacı taraf, dilekçesinde tanık dahil her türlü delile dayanmasına, delil listesinde tanıklarını bildirmesine rağmen ve vazgeçme beyanı da olmadığı halde noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.
Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; belirlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının HMK’nun 240, 243 ve 259. maddeleri uyarınca davetiyeyle keşif yerine çağırılarak, aynı Kanunun 259/2 ve 290/2 (HUMK’nun 259) maddeleri hükümleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmazların aynına ilişkin bulunması sebebiyle taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu taşınmazların öncesinin kime ait olduğunun, ne sıfatla ve ne şekilde zilyet olunduğunun, tarafların ortak kök miras bırakanı …’dan kalıp kalmadığının, sonrasında kime ve ne şekilde intikal ettiğinin (satış, bağış, taksim vs), (davacı ya da davalı tarafa) tereddüte meydan vermeyecek biçimde belirlenmesine çalışılması, taksim ya da pay satışı suretiyle intikal söz konusu olup olmadığının tanıklardan ayrıntılı olarak sorulup açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı Kanunun 261/1. (HUMK’nun 265) maddesi hükmü gözönünde tutularak çelişkinin giderilmesine çalışılması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Mahkemece eksik araştırma ve inceleme ile uyuşmazlığın esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün redde ilişkin bölümünün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4., HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.