YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12505
KARAR NO : 2013/14771
KARAR TARİHİ : 11.10.2013
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
Hazine ile … ve … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair … Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 29.11.2009 gün ve 13/202 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine temsilcisi, 1226 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle davalı adına kayıtlı bulunan tapunun iptali ile bu yerin tescil dışı bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı … vekili davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı …’a usulüne uygun olarak duruşmalardan haberdar edildiği halde oturumlara katılmamış ve yazılı beyanda bulunmamıştır.Mahkemece, davanın on yıllık hak düşürüçü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar vermiştir. Hüküm davacı Hazine temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiştir.Mahkemenin esasa ilişkin 19.11.2009 tarihli kararı, 5841 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup bu Kanun’un 2. ve 3.maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulmuştur.14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 2.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’un 12.maddesinin 3.fıkrasına: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın “ İbaresi eklenmiş; 3.maddesi ile eklenen geçici 10.maddesinde de;“Bu Kanun’un 12.maddesinin 3.fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.Mahkemece bu düzenlemeler dayanak alınarak; sonuçta kadastro tespitinden dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini kabulle sonuca varılmıştır.Ne var ki, Mahkeme ilamı maddi anlamda kesinleşmeden Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 günü kabul edilen ve 09.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarih ve 28003 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.Anayasa’nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta; Ancak Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Yayınlanmakla yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının; yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı kuşkusuzdur.
Diğer taraftan, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 76. maddesinde “Hakim re’sen Türk kanunları mucibince hüküm verir….”; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 33. maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükümleri ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Bir başka yönüyle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.Her ne kadar Mahkemece 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, Mahkeme ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesi’nce yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla; artık taraflar yararına usuli kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemez.Bu husus, 28.06.1960 tarih ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da “…Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesi’nin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesin’de bulunan işlere tatbiki gereklidir…” şeklinde ifade edilmiştir.Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.
Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunludur ve Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerekir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.03.2012 tarih 2011/1-858 Esas, 2012/130 Karar sayılı emsal içtihadı da bu doğrultudadır.Hal böyle olunca, yerel mahkemece, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 11.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.