YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12345
KARAR NO : 2013/14386
KARAR TARİHİ : 07.10.2013
MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ:Tapu iptali ve tescil
… ile … ve … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair … Sulh Hukuk Mahkemesi’nden verilen 20.09.2012 gün ve 239/95 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı … temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dedesinden miras yoluyla intikal ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak kadastro çalışmaları sırasında davalı … adına tespit edilen 138 ada 7 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.Davalı … temsilcisi davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 138 ada 7 parsel sayılı taşınmazın ifraz edilerek teknik bilirkişinin 25.5.2012 tarihli raporuna ekli krokide A harfi ile gösterilen 509,65 m2 yüzölçüme sahip taşınmazın davacı adına tesciline, A harfi ile işaretlenen alan dışında kalan kısmın ise ayrı parsel numarası adı altında … adına kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm davalı … temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muristen intikal, eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik, hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.Davacı her ne kadar dava dilekçesinde taşınmazın dedesinden kaldığını açıklamamış ise de, yapılan keşif sırasında alınan beyanı ile, dedesinden kendisine kaldığını eklemeli 100-150 yıldır zilyet ettiklerini bildirmiş, dinlenen yerel bilirkişilerden … dava konusu taşınmazı bildiğinden beri davacının, öncesinde de babası …’ın ot biçtiğini bildirmiş, diğer yerel bilirkişiler ise davacıya kimden ne şekilde kaldığı konusunda bir açıklama yapmamışlardır. Davacı da 04.05.2012 tarihli keşifte dava konusu yaptığı taşınmaz bölümünün dedelerinden kendisine kaldığını açıklamıştır. Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre davacının babası … 02.09.1984 tarihinde ölmüş olup davacı dışında başka mirasçılarının da olduğu anlaşılmıştır. Dedesi …’a ait aile nüfus kaydı veya mirasçılık belgesi ise dosyada bulunmamaktadır. Saptanan bu durum karşısında her ne kadar dedesinin mirasçılık belgesi dosya arasında yer almamakta ise de en azından davacının babası …’ın onun mirasçısı olduğunun sabit olduğu öldüğü tarih itibariyle terekesi elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bulunduğu anlaşılmaktadır. TMK’nun 701 ve 702.maddelerine göre elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlar bakımından bir veya birkaç mirasçının üçüncü kişilere karşı tek başına dava açma sıfat ve hukuki ehliyetleri bulunmamaktadır. TMK’nun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Dava da bir tasarrufi işlem olup tüm mirasçıların birlikte üçüncü kişilere dava açmaları zorunludur. Yerel bilirkişiler taşınmazın kimden (dede-baba) hangi yolla davacıya intikal ettiğini açıklamadığı gibi davacı da bu yönde belirleyici bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle dava konusu taşınmazların dedesinden ya da babasından satış, bağış, murisin ölümünden sonra yapılan tereke paylaşımı ya da miras payının devri yoluyla davacıya kalıp kalmadığının yeniden yapılacak keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, açıklanan yollarla taşınmazlar davacıya kalmış ise davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi gerekmektedir. Şayet kabulüne karar verilen taşınmaz bölümü satış, bağış, paylaşım ya da miras payının devri yoluyla davacıya kalmamış ve tescili istenen taşınmaz bölümü terekeye dahil taşınmazlardan ise bu taktirde davacının üçüncü kişilere karşı tek başına dava açamayacağı ilkesi gözetilerek davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir. Dava koşulu kamu düzeniyle ilgili olup mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır. Eğer dava koşulu söz konusu değilse, diğer bir deyişle, dava konusu taşınmaz bölümü davacıya murisinden satış, bağış, paylaşım ya da benzeri bir nedenle intikal etmiş olup terekeden çıkmış ise, bu takdirde de A harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün, teknik ve uzman bilirkişi ziraat mühendisinin raporlarıyla kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilebilen 3.sınıf çayır arazisi niteliğindeki yerlerden olduğu, bu yer üzerinde tespit tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunulduğu tüm dosya kapsamı ile saptanmış bulunduğundan bu bölüme ilişkin davanın ise kabulüne karar verilmesinin gerekliliği üzerinde durulmalıdır.Kabule göre; dava tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu 138 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilmeden taşınmazın ifrazı suretiyle A harfi ile gösterilen bölümünün davacı adına tesciline karar verilmiştir. Tapu kaydının iptaline karar verilmeden tescil hükmü kurulması çifte tapuya yol açar. Bu bakımdan Mahkemece tapu kaydının iptaline karar verilmeksizin A harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün davacı, temyize konu olmayan B harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün ise … adına tesciline karar verilmiş olması doğru değildir.Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … temsilcisinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan Yerel Mahkeme hükmünün A harfi ile gösterilen bölümü bakımından 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 07.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.