YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/10702
KARAR NO : 2018/3120
KARAR TARİHİ : 25.04.2018
MAHKEMESİ : … (KAPATILAN) …. FİKRÎ VE
Taraflar arasında görülen davada … (Kapatılan) …. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen ….04.2016 tarih ve 2013/267-2016/76 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun’un geçici …/…. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, “…” ibareli markanın müvekkili tarafından ihdas ve istimal edilip tanıtıldığını, markanın topluluk markası olarak ve bir çok ülkede müvekkili adına tescilli olduğunu, Türkiye’ye de aynı marka altında ihracat yaptığını, davalının aynı ibareyi ihtiva eden 2007/44647, 2007/16905, 2007/46090, 2007/26629 sayılı markaları adına tescil ettirdiğinin öğrenildiğini, kötüniyetli davalının bu tescillerle müvekkilinin markasından haksız menfaat sağlamayı amaçladığını, yazı fontunda dahi müvekkilinin markalarının fontunu kullandığını ileri sürerek davalı adına tescilli 2007/44647, 2007/16905, 2007/46090, 2007/26629 sayılı markaların hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin tescilden önce de markalarını kullandığını, davacının … yıldır müvekkilinin markalarından haberdar olduğunu, davacının daha tescil aşamasında … nezdinde itiraz ettiğini, itirazlarının reddedilmesine karşılık dava açmadığını, uzun süre sonra açılan davanın kötüniyetli olduğunu, markaların uzun süre piyasada yanyana yaşadığını, sessiz kalmakla hak kaybına uğrayan davacının müvekkilinin ticaretini engellemeyi amaçladığını, müvekkilinin tescillerinin 40. sınıfı da kapsadığı halde davacının bu sınıfta bir kullanımının ve tescilinin bulunmadığını, tanınmışlık iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının “…” ibareli markalarının tanınmış olduğunu kanıtlayamadığı, ancak 2003 ve takip eden yıllarda davacı markasını taşıyan ürünlerin Türkiye’de satıldığı, davalının markayı bilebileceği, fantezi olarak üretilmiş kelimenin sektörde faaliyet gösteren davalı tarafından bilinmediğinin düşünülemeyeceği, dolayısıyla davalının kötüniyetle tescil yaptırdığı, öncelikli hak sahipliğinin davacı üzerinde bulunduğu, markaların aynıyet arzettiği, iltibasın oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, 2003 ve takip eden yıllarda davacının Türkiye’de “…” markalı ürün satışı gerçekleştirdiği, öncelik hakkının davacıda olduğu, markanın fantezi bir ibareden oluştuğu ve aynı sektördeki davalının bu markanın varlığını bilmediğinin düşünülemeyeceği dava konusu markanın kötü niyetli olarak tescil ettirildiği gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacı markasının tanınmış olmadığı, davacının Türkiye’de öncelik hakkına sahip olduğu hususunda sunulan belgenin yeterli olmadığı görüşü açıklanmasına karşın, bu konudaki görüşe katılmama nedeni de açıklanmaksızın davacının öncelik hakkı sahibi olduğuna dair mahkemenin kabulü isabetli değildir.
Öte yandan HGK’nun 16.07.2008 tarih 501/507 sayılı (RG 512 kararı) ve Dairemizin 16.07.2008 tarih 501/507 sayılı kararları ile de benimsendiği üzere, tescil başvurusunda kötü niyetin varlığı başlı başına hükümsüzlük nedenidir. Ancak, kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri ve hükümsüzlüğü istenen marka ya da markaların tescil başvurularının yapıldığı tarihteki hukuki durumu dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir.
Dava konusu “…” kelimesinin üzerinde kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından ayırt ediciliği yüksek bir kelime olmasına karşın, belirli bir anlama sahip olduğundan bu ibarenin önceden var olmayan fantezi veya türetme kelime markası olduğundan (Ör: RG 512 markası gibi) söz edilemez.
Bilirkişi raporunda Tablo 1’de yer alan bilgiler itibariyle de dava konusu markaların tescil başvurularının yapıldığı 2007 yılında davacının ticari faaliyette bulunduğu menşe ülke dışında kalan ülkelerin sınırlı sayıda olduğu belirtildiğinden, davacı markasının Türkiye’deki tanınmış olmasa dahi meşhur ve maruf olduğundan söz edilmesi de mümkün bulunmamaktadır.
556 sayılı KHK 6. maddesi uyarınca marka koruması tescille elde edilir ve tescil ve korumada ülkesellik ilkesi geçerlidir. Öte yandan, ülkemizin de taraf olduğu Paris Sözleşmesi ve TRIPS hükümleri dahilindeki bir marka sahibinin Türkiye’de tescilli olmasa dahi ülkemizde ticari faaliyette bulunması koşuluyla öncelik ve fikri ve sınai haktan kaynaklanan üstün hak sahipliği iddiasına dayanması, tanınmışlık halinde de üçüncü kişilerce gerçekleştirilen başvuruya itiraz ve tescil halinde de hükümsüzlük davası açma hakkı mevcuttur. Ancak, yukarıda belirtilen bilirkişi raporuna göre, dava konusu markaların başvuru tarihi itibariyle davacı markası tanınmış olmadığı gibi, bu tarihten önce Türkiye’de ticari faaliyet kapsamında markasal bir kullanımı da bulunmamaktadır. Hükümsüzlüğü istenen markayı oluşturan “…” ibaresinin fantezi / türetme kelime olmaması, ayrıca 2007 yılında gerçekleşen marka başvurusu tarihlerinde davacı markasının meşhur ve maruf olmadığı, dolayısıyla da Türkiye’de ilgili sektörce bilindiği halde marka ticareti, yedekleme, şantaj vb. amaçlarla kötü niyetli olarak tescil ettirildiği hususlarının kabulü de mümkün olmadığı halde mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulü doğru görülmeyip bozmayı gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA,ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, ….04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.