Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/12994 E. 2018/18390 K. 08.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/12994
KARAR NO : 2018/18390
KARAR TARİHİ : 08.11.2018

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, 117 ada 5 parselin Mehmet ve … adına tapuda kayıtlı olduğunu,dava konusu 117 ada 5 parselin evveliyatının 1522 ve 1 parsel olup, ıslah imar uygulaması sonucu 1 parselin devlet karayolu olarak kamulaştırılması sonucu 1520, 1521, 1522 parsellerin oluştuğunu, 1522 parselin ise ifraz sonucu 107 ada 1 parselden başlamak üzere 104 parsele ifraz olunduğu,1 parselin 31.10.1963 tarihli tapulama tespitinde davalılar kök murisi … ve mirasçıları adına tespit görüp tapunun bugüne kadar intikal görmediği,vekil edeninin dava konusu taşınmazı 1974 yılında … satın alıp üzerine 2 katlı bina yaptığı ve o tarihten beri nizasız fasılasız taşınmaza zilyet olduğunu belirterek; TMK’nin 713/2 maddesindeki ölüm nedenine dayandıklarını,Anayasa Mahkemesi’nin bu madde ile ilgili yürütmenin durdurulması kararına kadar vekil edeni lehine kazanma koşulları oluştuğundan bahisle 117 ada 5 parselin davalılar murisi … ve Mehmet adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili; 1 parselden yol geçmesi nedeniyle 1520, 1521 ve 1522 parsele ifraz edilip tüm hissedarların hisseleri oranında taşındığını ve yeni parsellerde tüm hissedarların zilyetliklerine devam ettiklerini,15.9.2009 tarihinde yapılan şuyulandırmada davacıya ait binanın bulunduğu arsanın ayrılıp bağımsız bölüm olduğunu,bu tarihten beri TMK’nin 713/2 maddesine göre 20 yıllık sürenin geçmediği,ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından maliki ölmüş ibaresinin iptal edildiğini, davacının bu maddeye dayanarak dava açma hakkının bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Türk Medeni Kanunu 713/2 maddesindeki ”ölmüş” ibaresinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, bu durumda dava konusu taşınmazın tapulu taşınmaz olduğu, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan yada maliki hakkında gaiplik kararı verilme koşullarının oluşmadığı, taşınmazın davalılar murisi adına kayıtlı bulunduğu, ölmüş ibaresinin ise Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden davacının bu durumdan da yararlanamayacağı ve Türk Medeni Kanunu 713/2. madde koşullarının mevcut bulunmadığı gerekçesiyle açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir taşınmazın tamamının veya belli bir payının koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de, TMK’nin 713/2. maddesidir. Anılan fıkranın önceki düzenlemesinde “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Aynı Kanun maddesinin 1. fıkrasında ise; “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” düzenlemesine yer verilmiş, 5. fıkranın son cümlesinde de; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre; tapulu bir taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi adına tesciline karar verilmesi için, malikin ya da paydaşın ölmüş olması, yukarıda açıklanan koşullarda en az 20 yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla, belirtilen koşulların tamamlanmasıyla mülkiyet kendiliğinden zilyede geçmiş olur. Mahkemece, sonradan verilen iptal ve tescile ilişkin karar yenilik doğurucu(inşai) nitelikte olmayıp, önceden doğmuş mülkiyet hakkının belirlenmesi niteliğindedir.
Her ne kadar, TMK’nin 713/2. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “ölmüş” sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve … Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasa’nın 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 gün ve … Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; TMK’nin 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir. Davanın yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra açılmış olmasının bir önemi bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalar karşısında; davada TMK’nin 713/2. maddesinde yer alan “ölüm” sebebine dayanıldığına göre, dava konusu 117 ada 5 parselin geldisi ve tüm kayıtlar ve tutanaklar ile tapu kayıtları da dikkate alınarak yukarıda açıklamalar karşısında iddia ve savunma doğrultusunda tarafların delillerinin dayanılan sebep dikkate alınarak toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esası ile ilgili bir hüküm kurulması gerekirken, hataya düşülerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.