YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/20128
KARAR NO : 2013/11453
KARAR TARİHİ : 24.05.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
KARAR
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, iş kazası sonucu ölen tarım Bağ-Kur sigortalısının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 2926 sayılı Yasa’nın 47 nci maddesidir.
1) Davalı sürücü mirasçılarının temyiz itirazlarının reddine,
2) Araç maliki …’ın temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davalı …’ın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu ve zamanaşımı definin incelenmediği anlaşılmıştır.
Zamanaşımı defi davanın esası hakkında her türlü muameleye manidir. Bu sorun halledilmeden davanın esası incelenemez. (11.1.1940 tarihli 15/70 sayılı İçt. Bir. Kararı)
Davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı defi konusunda olumlu olumsuz bir karar verilmeden işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2926 sayılı Kanunun 55/2 maddesi içeriğinde, bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak rücu davalarının 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu öngörülmüş olup; 10 yıllık zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı konusunda özel kanun olan 2926 s. kanunun anılan maddesi hükmünde açıklık bulunmaması karşısında; başlangıç tarihinin belirlenmesinde “zamanaşımının alacağın muaccel olduğu zamandan başlayacağı”na ilişkin Borçlar Kanunu’nun 128 inci maddesi hükmü esas alınmalıdır.
Bu durumda ise, Kurum’un 47. maddeye dayalı rücu alacağının, aylık bağlama işleminin yetkili makamca onay ve masrafların yapıldığı tarihte mi, yoksa zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte mi muaccel olacağı konusunun çözümlenmesi gereği vardır. Anılan konuda sonuca ulaşılabilmesi için ise, öncelikle davacı Bağ-Kur’a 47. maddeye göre tanınan rücu hakkının hukuksal temelinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır.
Rücu hakkının halefiyet esasına dayandığı düşünülebileceği gibi, yasadan doğan bağımsız bir hak olduğu da düşünülebilir.Bir hakkın halefiyet esasına dayandığının kabulü, yasalarda açık bir hükmün varlığına bağlıdır.Yani, yasalarda yer alan halefiyete ilişkin hükümler istisnai nitelikte olup genişletici yoruma tâbi tutulamayacakları gibi kıyasa dahi esas olamazlar.İnceleme konusu 2926 sayılı Kanunun gerek 47 nci maddesinde, gerekse diğer maddelerinde rücu hakkının halefiyete dayandığına ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi, halefiyeti çağrıştıracak başka bir hüküm de yoktur. 2926 sayılı Kanunun 47 nci maddesine göre Bağ-Kur’a tanınan rücu hakkının halefiyete dayanmadığı ilkesi Hukuk Genel Kurulunun 18.03.1998 tarih 183 esas 233 karar sayılı ilamında açıkça vurgulanmış bulunmaktadır.Böyle olunca da 47 nci maddede yer alan rücu hakkın halefiyet ilkesine dayanmadığı, yasadan doğan bağımsız bir rücu (basit rücu) hakkı olduğu kabul edilmelidir
Açıklanan nitelikteki bağımsız rücu hakkının, başkasına ait bir borcu ödeyen kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik tazminat niteliğinde yeni bir talep hakkı olması itibariyle bu hak, rücu hakkı sahibinin şahsında doğduğu anda, alacak muaccel hale gelecek ve yeni bir zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır.
Hal böyle olunca; Bağ-Kur’un rücu alacağı, sigorta olayının meydana gelmesiyle değil, aylık bağlama kararının onaylandığı, masrafın ise yapıldığı tarihte muaccel olacak ve yasada öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır.
Ayrıca, davadan önce açılan rücu davalarının açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmakta olup, davanın açılmamış sayılmasına bağlı olarak ortaya çıkan hukuki sonuçlardan biri, davanın açılması ile kesilen zamanaşımı süresinin kesilmemiş olmasıdır. Bir başka ifade ile davanın açılması ile meydana gelen zamanaşımının kesilmesi hükmü, açılmamış sayılması ile geçmişe etkili olarak (ex tunc) hiç doğmamış sayılır. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt II, 2001, s. 1687)
Diğer taraftan, araç malikinin sorumluluğu yönünden ise; kazanın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 2926 sayılı Yasanın 47. maddesi, “Üçüncü şahısların suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir durumun doğması halinde Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine bu Kanunda belirtilen gerekli yardımları yapar. Ancak, Kurum bu yardımların tutarı için üçüncü
kişilere rücu eder.” düzenlemesini içermekteyken, 24.07.2003 tarih, 4956 sayılı Yasa ile anılan düzenleme yürürlükten kaldırılmış ve aynı Yasanın 54. maddesindeki düzenlemeyle, 1479 sayılı Yasanın rücuya ilişkin hükmünün, 2926 sayılı Yasaya tabi sigortalılar hakkında da uygulanması olanağı getirilmiştir.
Rücu konusu yardımların yapılmasını gerektiren trafik kazasının gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan ve davalı …’ın sorumluluk sınırlarını belirleyen 2926 sayılı Yasanın 47. maddesinde, araç sahibi veya işleten yönünden sorumluluğu öngören bir düzenleme yer almamaktadır.
Hal böyle olunca da, 3. kişi olarak kusuru saptanmadığı takdirde işleten sıfatıyla genel düzenlemelerden hareketle işletenin sorumluluğu yoluna gidilemez.
Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında; Mahkemece, öncelikle zamanaşımı defi irdelenmeli ve sonucuna göre karar verilmeli, zamanaşımı süresinin geçmediği kanaatine varılırsa anılan Kanunda işletenin sorumluluğuna ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetilmelidir.
O halde, davalı … vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …’a iadesine, 24.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.