YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/2406
KARAR NO : 2018/18648
KARAR TARİHİ : 14.11.2018
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili, alacaklı şirketin aynı zamanda 3. kişi şirketin kurucu ortağı olduğunu, daha sonra hisselerinin bir kısmını borçluya devrettiğini ve karşılığında takip konusu çeki aldığını, borçlunun 3. kişi şirketin eski yönetim kurulu başkanı olduğunu, haciz tarihinden önce hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, buna rağmen alacaklı şirketin talebi ile müvekkili şirketin ticaret sicil kayıtlarında yer alan adresinde 09.01.2015 tarihli haczin gerçekleştirildiğini, ortağın şahsi borcu için şirket mallarının haczedilemeyeceğini öne sürerek haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, dava konusu 09.01.2015 tarihli hacizden önce 12.05.2014 tarihinde aynı adrese haciz için gidildiğinde borçluya ait evrak bulunduğunu, borçlunun 3. kişi şirketin eski yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle aralarında organik bağ olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davacı 3. kişinin iddia ve taleplerini ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı 3. kişi şirket vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Dosya kapsamında mevcut bilgi ve belgelerden; dava konusu haczin borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste yapılmadığı, haciz adresinin 3. kişi şirketin ticaret sicil kayıtlarında yer alan adresi olduğu, alacaklı şirketin 3. kişi şirketin kurucu ortaklarından birisi olduğu, yine borçlunun 3. kişi şirketin yönetim kurulu başkanı ve hissedarı iken borcun doğum tarihinden sonra 15.05.2014 tarihinde ortaklıktan ayrıldığı, 12.05.2014 tarihli ilk haciz esnasında bulunan belgelerin borçlunun o tarihte 3. kişi şirketin yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle yaptığı işlemlere ilişkin olduğu, mahcuzların 3. kişi şirketin faaliyet konusu ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda İİK’nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi davacı 3. kişi yararınadır. Borçlunun 3. kişi şirketin bir dönem yönetim kurulu başkanlığını yapmış olması tek başına karineyi tersine çevirmeye yeterli değildir. Ayrıca borçlu ile 3. kişi şirketin alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile muvazaalı işlemler yaptıkları iddia ve ispat olunmamıştır. Tüm bunların yanı sıra dava konusu takip borçlu tarafından ciro edilen çek nedeniyle başlatılmıştır. 6102 Sayılı TTK’nin 133. maddesi uyarınca ortaklardan birinin kişisel alacaklısı, hakkını şirketin bilançosu gereğince o ortağa düşen kâr payından ve şirket fesh olunmuşsa tasfiye payından, henüz bilanço düzenlenmemişse, bilançonun düzenlenmesi sonucu borçluya düşecek kar ve tasfiye payından veya borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesi yolu ile ya da ortağın şirketten olan diğer alacaklarından alabilme ve bunun için haciz yaptırabilme yetkisini haizdir. Bunun dışında şirket ortağı borçlunun, şahsi borcu nedeniyle şirkete ait mal varlığının haczedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan,davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle, davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366. ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.