YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5783
KARAR NO : 2013/21089
KARAR TARİHİ : 14.11.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davalı işverene ait “beton santrali imalatı işi” üzerine kurulu işyerinden davacı adına 22.01.2011 tarihli işe giriş bildirgesinin verildiği, davacının 22.01.2011 – 14.03.2011 tarihleri arasında Kuruma tam gün üzerinden eksiksiz bildirim ve prim ödemelerinin gerçekleştirildiği, 20.08.2010 – 04.10.2010 tarihleri arasında dava dışı işyerinden bildirilen çakışan hizmet süresinin bulunduğu, 08.10.2010 – 11.10.2010 ve 10.01.2011 – 12.01.2011 tarihleri arasında davacının apandisit ameliyatı olduğu anlaşılmakta olup, 20.08.2010 tarihinden itibaren 4 ay boyunca hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkin açılan davada, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacının, dava dışı işyerinden bildirilen çakışan hizmet süresi dışlanarak, 05.10.2010 – 22.01.2011 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6. maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde mahkemece kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanması gerekmektedir.
Diğer taraftan; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesinde, Medeni Kanun ile belirtilen hükümler saklı olmak üzere, hakimin her iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı bulunduğu, ondan fazlası veya başka bir şey hakkında karar veremeyeceği belirtilmiş, 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun
“Taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan 26. maddesinde de, hakimin, tarafların istem sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği açıklanmış olmakla, hukuk yargılamasına “istemle bağlılık” ilkesi egemen kılınmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle, Kurum kayıtlarına göre davacının 22.01.2011 – 14.03.2011 tarihleri arasında davalı işyerinden 54 günlük hizmet süresinin bildirilmesi, tanıkların beyanlarında davacının birinci ameliyat tarihinden sonra 1 – 1,5 ay istirahatli kaldığını, ikinci ameliyat tarihinden sonra ise çalışmadığını beyan etmeleri karşısında, dava konusu dönem yönünden davacının istirahatli kaldığı süreler tereddüt arzetmeyecek şekilde belirlenmeli, Kurum kayıtları ile tanık beyanları arasında oluşan çelişki giderilmeli, sonrasında, dosya içerisinde yer almayan ihtilaf konusu döneme ait aylık prim ve hizmet belgeleri Kurumdan getirtilmeli, bildirimi yapılan sigortalılardan bozmadan önce dinlenen tanıklar dışında, davacının hizmetlerini bilebilecek durumda olanlardan kanaat edinmeye elverişli sayıda olanlar re’sen tespit edilip beyanlarına başvurulmalı, uzun yılları kapsayan bu bilgilerinin doğruluğu konusunda tanıklar özenle dinlenilmeli ve bu yöndeki beyanları buna göre irdelenmeli, gerekirse bu hususlar dinlenen bu tanıklara ayrıntılı şekilde açıklattırılmalı ve böylelikle çalışma hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir biçimde ortaya konulmalıdır.
Kabule göre de; davacı, 20.08.2010 tarihinden itibaren 4 ay boyunca geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemesine rağmen, yukarıda anılan yasal düzenlemeye aykırılık oluşturacak şekilde, 20.12.2010 – 22.01.2011 tarihlerine ilişkin istemin aşılması isabetsizdir.
Öte yandan; sigortalı hizmetlerin saptanmasına yönelik davalarda elde edilecek hükmün sigortalılık hakları yönünden uygulayıcısı konumundaki davalı Kurum tarafından yerine getirilebilmesi için, Kurumun işverenle birlikte (pasif) mecburi dava arkadaşı ve yasal hasım konumunda olduğu doktrin ve Yargıtay tarafından kabul edilmiş bir ilkedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.05.2008 gün ve 10-370/410 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326’ncı maddesi uyarınca vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderleri davada haksız çıkan, yani aleyhe hüküm verilen tarafa yükletilir hükmüne rağmen, mahkemece, vekalet ücretinin ve yargılama giderlerinin sadece işverenden tahsiline karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan … Taşımacılık Gıda Teks. İnş. Hazır Beton Enerji Üretimi San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne iadesine, 14.11.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.