Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/12343 E. 2018/18732 K. 15.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/12343
KARAR NO : 2018/18732
KARAR TARİHİ : 15.11.2018

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R

Davacı vekili, tarafların kayden paydaş oldukları 1436 parsel sayılı taşınmazda, davalı tarafından hem kendi hem kiracısının eylemleriyle fiili yararlanma durumuna aykırı hareket edildiğini ve vekil edeninin evine ulaşmasını sağlayan yolun kapatıldığını ileri sürerek davalının söz konusu yere haksız el atmasının önlenmesine, taşınmazın boşaltılarak yol olarak kullanılması ve engellerin mahkeme kararı ile kaldırılmasını istemiştir.
Davalı vekili, davalının davaya konu yere müdahalesinin bulunmadığını belirterek davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuş, davaya dahil edilen … ve … savunmada bulunmamışlardır.
Mahkemece, davanın davalı ve dahili davalılar yönünden kabulü ile, 1436 parselde teknik bilirkişi rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen sarı ile boyalı yere davalının ve dahili davalıların yaptığı haksız el atmanın önlenmesine, bu kısmın boşaltılarak yol olarak terkinine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından; dava konusu 1436 parsel sayılı taşınmazın 635 m2 yüzölçümünde, 2 dükkan, 2 ev, iki katlı iki ayrı kargir ev vasfı ile satış nedenine dayalı olarak davacı (585/1905), davalı (630/1905) ve dava dışı … adlarına kayıtlı olduğu, 03.04.2014 tarihinde mahallinde yapılan keşife katılan fen bilirkişi tarafından tanzim edilen bilirkişi rapor ve eki krokisinde, 1436 parselde A harfi ile gösterilen kısımların çiçeklik ile kapatıldığının belirtildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere; elatma olgusu haksız bir eylem olup, TMK’nin 683. maddesi hükmünden kaynaklanan elatmanın önlenmesi davaları haksız fiil kimin tarafından gerçekleştirilmiş ise, ona karşı açılacağı, başka bir ifade ile husumetin HUMK’nun 38. maddesi hükmü uyarınca haksız eylemi yapan kişiye yöneltilmesi gerekeceği tartışmasızdır.
Dosya içeriğinden ve tarafların beyanlarından dava konusu taşınmazı fiilen, davalının kiracısı olan davaya dahil edilen davalıların kullandığı sabittir. Her ne kadar Mahkemece, davalının taşınmaz üzerinde bulunan binanın zemin kat ve bodrum katını dahili davalılara kiraya verdiği, kiracıların da binanın doğu tarafını çiçeklik koymak suretiyle geçiş yolunu daralttıkları, bu suretle hissedar olan davalı ve kiracılarının ortak geçiş yoluna müdahalede bulundukları gerekçeleriyle davanın davalı ve dahili davalılar yönünden kabulüne karar verilmiş ise de, dosya arasında mevcut kira sözleşmesinin incelenmesinde; davalının kiralayan, dahili davalıların kiracı sıfatı ile anıldığı, 1436 parselde zemin kat ve bodrum katın lokanta ve et satış faaliyetleri için kullanılması konusunda anlaştıkları, sözleşmenin 10. maddesinde, kiracı tarafından kiralananın etrafına herhangi bir şekilde masa, sandalye vs hiçbir malzemenin konulmayacağının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Bu manada kiracılar olan dahili davalıların davaya konu teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen bölümü, davalı hissedara tebaan ve kira ilişkisine dayalı olarak kullandıklarını söylemek mümkün değildir. O halde, Mahkemece, teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen alana davalı tarafından müdahalede bulunulduğu ispatlanamadığından davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Diğer yandan, dava açılırken … ve … davalı olarak gösterilmemiş, yargılama sırasında davacı vekili tarafından 28.05.2014 tarihli dilekçe ile davaya dahil edilmeleri talep edilmiş, dahili dava dilekçesi tebliğ edilerek davaya devam olunmuş ve yukarıda belirtilenlerin dahili davalı olarak kabulüyle aleyhlerine hüküm kurulmuş ise de, 6100 Sayılı HMK’nin 124/3. maddesinde yer alan “Maddi hatadan kaynaklanan ve dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir.” düzenlemesi dışında dahili dava yolu ile taraf değişikliğine gidilmesi mümkün değildir. Usul hukukumuzda mecburi dava arkadaşlığı dışında dahili dava müessesesi bulunmayıp, HUMK’un 49-52 maddeleri (6100 S.HMK.md.61 vd.) uyarınca, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen kişi, dava açıldıktan sonra ihbar ya da dahili dava dilekçesi ile davada taraf sıfatını kazanamayacağı gibi, ıslah yoluyla dahi davada taraf değişikliğinin olanaklı bulunmadığı ve husumetin mahkemece res’en dikkate alınması gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca, taraf sıfatı kamu düzenine ilişkin olup, usulüne uygun olarak … ve … hakkında açılmış bir dava olmadığı halde talep üzerine ilgili kişilerin davaya “dahili davalı” olarak dahil edilerek haklarında yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.