Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/919 E. 2018/19378 K. 28.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/919
KARAR NO : 2018/19378
KARAR TARİHİ : 28.11.2018

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacılar vekili, müvekkillerinin ortak muris …’den miras yoluyla intikal eden 166 ada 6, 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazların 14/20 hissedarı olduklarını, muris …’nin 50 yılı aşkın bir süreden önce taşınmazları satın aldığını, satın alma esnasında mirasçılardan tapuda hissedar olan iki kız kardeşin yurtdışında bulunduklarından vekaletnameleri sonradan alınmak üzere satış akdi yapıldığını, zamanla unutularak ilgili yerlere sunulmadığını, geçen zaman zarfında kendilerinden haber alınamadığı gibi vekalette veremediklerini, murisin satın aldığı evde uzun yıllar oturduğunu ve tarlaları da imar ve ihya ettiğini, hali hazırda taşınmazlar üzerinde 50 yıllık zeytin ağaçlarının bulunduğunu muristen sonra mirasçılarınında dava konusu taşınmazları nizasız fasılasız hiç bir ihtirazı kayıt bulunmadan 50 yılı aşkın bir süredir kullandığını belirterek tapu kayıtlarında davalılar üzerinde bulunan 3/20’şer payların iptaliyle müvekkilleri adına veraset belgesindeki hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine ve Kayyım vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece; bozmadan önceki ilk kararda davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 14/07/2005 tarih ve … Esas ve 2005/5437 karar sayılı ilamıyla “ …Mahkemece yapılacak iş öncelikle davacılar vekilinden HUMK 75/2 maddesine göre iddia ve dava sebepleri hakkında izahat isteyerek davasını TMK’nin 713/2 maddesinde açıklanan hangi sebebe dayandırdığını sorup net bir biçimde açıklatmak yine mahkemece kayıt maliklerinin Türk vatandaşı olduğu gerekçede belirtilmiş, ancak tapu kayıtlarında aksine bu kişilerin Felemenk tabiyetinde oldukları yazılmıştır. Mahkemenin öncelikle Felemenk tabiyetinden kast edilenin hangi ülke olduğu hususunu kayıt ve belgeleri ekleyerek yazılacak müzekkere ile Dış İşleri Bakanlığından ve davalıların tabiyetinin İç İşleri Bakanlığı Vatandaşlık ve Nüfus İşleri Genel Müdürlüğünden sorup belirlemek varsa bu kişilere ait nüfus kayıtlarının tapudaki kayıt ve belgelerden de istifade ederek araştırmak ve bilahare veraset belgelerini çıkarmaları için taraflara mehil vermek, bu belirlemeleri müteakip taraflar tarafından bildirilecek delilleri değerlendirmek ve sonucuna göre karar vermek olmalıdır…” gerekçesiyle yerel Mahkemece verilen karar bozulmuştur.
Davacılar vekilince 11.11.2014 tarihli duruşmada; “… davamızı tapu kayıt malikinin 20 yıl önce ölmesi ve 20 yılı aşkın süreyle zilyet almamız nedeniyle tapu maliki olduğumuz sebebine ve davalıların hissesinin bedelinin daha önceden ödenerek bu hissenin satın alındığına ve zilyetliğinin devralındığına bu nedenle davalıların hissesinin mülkiyetinin kazandığımız sebebine dayandırıyoruz” denilmiştir.
Bozma üzerine Mahkemece; “davacılar davalarını TMK 713/2 maddesinde belirtilen tapu kayıt malikinin 20 yıl önce ölmesine, 20 yılı aşkın zilyetliğe ve harici satın almaya dayandırmışlardır. TMK 713/2 maddesindeki malikin 20 yıl önce ölmesi sebebi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olup, iptal kararının yürürlük tarihinden önce de davacılar lehine tescil koşulları oluşmamıştır. Zira Hollanda Baş Konsolosluğunca dosyaya gönderilen 24/02/2009 tarihli yazıda tapu malikleri davalıların mirasçılarının bulunduğu belirtilmiş olup davacılar vekilinden veraset ilamının sunulması istenilmiş ise de, davacılar vekili 31/03/2015 tarihli celse de davalıların açık kimlik bilgilerini tespit edemediklerini, veraset ilamının alınmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Davalıların veraset ilamı sunulmadığından mirasçıları davaya dahil edilemediğinden, davada taraf teşkili sağlanamamıştır. Ayrıca davacılar vekili harici satın almaya dayanmışsa da tapuda kayıtlı taşınmazların haricen satışının geçersiz olduğu dikkate alındığında davacıların davasının reddi gerektiği düşünülmüştür. Davalı hazine vekili TMK 501 maddesine dayanarak tescil talebinde bulunmuşsa da davalıların mirasçılarının bulunduğu anlaşıldığından, mirasın devlete kalmayacağı…” gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacılar vekili, davalı hazine vekili ve kayyım vekili tarafından ayrı ayrı süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, harici satın alma, TMK’nin 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebeplerine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dava konusu … 166 ada 6, 10 ve 11 nolu taşınmazların 14/20 hissesinin …, 3/20 hissesinin …, 3/20 hissesinin ise … adına kayıtlı olduğu görülmüştür.
Kural olarak, tapu iptali ve tescil davalarında, dava kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise, saptanacak mirasçılarına yöneltilerek açılır. TMK’nin 713/2. maddesi uyarınca açılan tapu iptali ve tescil davalarında, taraf teşkilinin yargılama sırasında yerine getirilmesi de mümkündür. Çünkü bu tür davalar kamu düzeni ağırlıklı davalar olup, bir bakıma re’sen araştırma ve inceleme ilkesine tabi bulunmaktadır. Davada taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz (HGK’nin 22.02.2012 tarih, … E. 2012/85 sayılı kararı) TMK’nin 713/2. maddesinde belirtilen hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalarda, bu tür davaların niteliği ve özelliği gereği husumetin yargılama sırasında tamamlanması mümkün ise de, kayıt malikine kayyım atanmak suretiyle davanın yürütülmesi olanaklı değildir.
Ayrıca HMK.’nin 114/1-d maddesi gereğince; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlü olup, usulünce taraf teşkili sağlanmadan davanın esası hakkında karar verilemez.
Somut olayda, bozma ilamı doğrultusunda yapılan müzekkereler neticesinde tapu malikleri Edmondo Hospied kızı Vilhelmin ve Edmondo Hospied kızı Margarit’in mirasçıları tespit edilemediği gibi, davacılar vekilince de 31.03.2015 tarihli duruşmada “ celse arasında dosyaya sunduğum yazılı beyanlarımı tekrar ederim. Biz davalıların açık kimlik bilgilerini tespit edemedik. Bu nedenle veraset ilamını almamız mümkün değildir. Bu nedenle davalılara ilanen yapılan tebligat geçerli sayılsın, dosyaya sunduğum beyanlarım doğrultusunda karar verilsin..” şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Bu şekilde davacılar vekiline verilen süreye rağmen tapu maliklerinin veraset belgeleri dosyaya ibraz edilemeyerek taraf teşkilinin sağlanamadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda ifade edildiği üzere, taraf teşkili dava şartı olduğundan, mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir. Hal böyle olunca; mahkemece davanın taraf teşkili sağlanamadığından usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esastan reddine karar verilmesinde isabet bulunmamakta ise de, bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanması yoluna gidilmiştir (HUMK. mad. 438/7).
SONUÇ: Taraflar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilmiş bu şekliyle 1086 sayılı HUMK’un 438/7 maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme talebinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde davacılara ve kayyıma ayrı ayrı iadesine, 28.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.