YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17659
KARAR NO : 2013/21358
KARAR TARİHİ : 15.11.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, Bağ-Kur sigortalılığı ile çakışan sürede SSK sigortalılığının geçerli sayılmasını ve 506 sayılı Kanun kapsamında eksik bildirilen hizmet süresinin tespitini talep etmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Dr. … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 01.08.1983-30.05.1985 tarihleri arasında 1479, çakışan 10.06.1985-30.09.2004 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının geçerliliğinin ve 1991, 1993, 1994, 2000 tarihlerinde davalı işveren nezdinde eksik bildirildiğini iddia ettiği hizmet süresinin tespitini talep etmiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında yapılan yargılama sürecinde; 1991 yılındaki talebe ilişkin olarak, davanın atiye bırakılması nedeniyle işlemden kaldırılmasına, 1993, 1994, 2000 yıllarında ise yıllık çalışma süresi 330 gün üzerinden belirlenerek eksik bildirilen sürenin tespitine karar verilmiştir.
1) Öncelikle, dava açılmasının usul hukuku bakımından sonuçlarından bir tanesi davayı geri alma yasağıdır. Uygulamada, davayı atiye bırakma olarak da isimlendirilen bu müessese, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 185. maddesinde düzenlenmiş olup, anılan madde, “Müddeaaleyhin rızası olmaksızın müddei davasını takipten sarfınazar edemez.” hükmünü içermektedir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 123. maddesinde de anılan hükme paralel bir düzenleme getirilmiştir.
Hal böyle olunca, davacı vekilinin 1991 yılına ilişkin olarak, davanın atiye bırakılması talebine ilişkin olarak, HMK’nın 123. maddesinin birinci bendi uyarınca davanın takipten sarfınazar edilmesi karşısında, mahkemece, 1991 yılı yönünden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken “dosyanın
işlemden kaldırılması ” biçiminde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2) 1993, 1994, 2000 tarihlerine yönelik talebin kısmen kabulüne ilişkin olarak yapılan incelemede;
Dairemizin, 16.02.2012 tarih ve 2010/12876 Esas, 2012/2511 Karar sayılı bozma ilamında; “…Davacının davalı işyerinden verilen 01.11.1992, 18.07.1994, 01.06.2000 tarihli işe giriş bildirgelerinin mevcut olduğu, bir kısım ücret ödeme bordrolarının davalı işverenden celbedildiği, dönem bordrolarının dosyada mevcut olmadığı, dinlenen iki tanığın davacının çalışma süresine ilişkin net beyanda bulunmadıkları, uyuşmazlık konusu döneme ilişkin olmayan 08.07.2004 tarihli işe giriş bildirgesi, temmuz, ağustos, eylül 2004 dönemlerine ait ücret ödeme bordroları ile eylül 2000 dönemine ait ücret ödeme bordrolarına ilişkin imza incelemesi yaptırıldığı ve imzaların davacıya ait olmadığının belirlendiği, işyerinin tuğla imalatı işyeri olup, işverenin çalışmanın mevsimlik olduğunu iddia ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, öncelikle işyerindeki çalışmaların sürekli mi yoksa mevsimlik olarak mı gerçekleştiği araştırılmalı; Yine, davacının tesbitini istediği sürelerle ilgili olarak, işveren nezdindeki belgeler tümü getirtilmeli; imzasının davacıya ait olduğu saptananlar yönünden, aksi eşdeğer belge sunulmaması durumunda imzalı belgelere itibar edilmeli; imzasının davacıya ait olmadığı anlaşılanlar ile imzasız olanlar veya hiçbir belgenin bulunmadığı sürelere ilişkin olarak, işverence SSK’ya verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar saptanarak, bu tanıkların bilgilerine başvurulmalı, dönem bordroları yok ise işverenin komşu işyerlerinin kayıtlara geçmiş kişileri veya benzer işi yapanların kayıtlara geçmiş kimseleri tespit edilip dinlenmeli, davacının işyerinde yaptığı iş araştırılarak, çalışmasının mevsimlik çalışma şeklinde mi, yoksa sürekli çalışarak mı gerçekleştiği üzerinde durulup, toplanacak deliller değerlendirilip, uyuşmazlık konusu husus hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre karar verilmelidir.” denilmiştir.
9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda; mahkeme yönünden o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine bozma kararında açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama “Usuli kazanılmış hak” olarak adlandırılır. Bu hukuki müessese mahkemeye; hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve istenilenler kapsamında işlem yapmak ve hüküm kurma zorunluluğunu getirir.
Bozma ilamında da belirtildiği ve Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 – 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını
söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değerde delillerle kanıtlanması gerekmekte olup; dolayısıyla tanık sözlerine değer verilemez.
Öncelikle, davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının çalışmalarıyla ilgili tüm belgeler getirtilmeli; iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenlerle inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı, tüm deliller toplanmalıdır.
Diğer taraftan, mevsimlik çalışma konusunda herhangi bir inceleme yapılmaksızın bozmadan önce dinlenen yetersiz tanık beyanlarına itibar edilerek, işyerinde yılda 1 ay dışında 330 günlük çalışma yapıldığından bahisle, davacının yıllık 330 gün çalıştığı kabul edilerek eksik bildirilen sürenin tespitine karar verildiği anlaşılmakta olup, verilen hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Mevsimlik çalışma yönünden; odalar ve ilgili meslek kuruluşlarından araştırma yapılmalı, talep edilen döneme ilişkin dönem bordroları getirtilerek, dönemler itibarıyla bildirilen sigortalı sayısında bariz farklılık bulunup bulunmadığı denetlenmeli, emniyet araştırması yapılmalı, talep edilen dönemde bordro kayıtlarında yer alan tanıkların davacının yaptığı işin mevsimlik çalışma şeklinde olup olmadığı konusunda beyanları alınmalı, tüm deliller toplandıktan sonra hasıl olacak neticeye göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan … Ltd. Şti.’ye iadesine, 15.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.