Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/7336 E. 2013/20612 K. 07.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7336
KARAR NO : 2013/20612
KARAR TARİHİ : 07.11.2013

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, tüm taraflar vekillerince edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 19.10.2006 tarihinde meydana gelen trafik-iş kazası nedeniyle sigortalıya yapılan tedavi gideri ile geçici iş göremezlik ödemesinden oluşan sosyal sigorta yardımlarının, davalı sürücü ile sürücünün kullandığı kusurlu aracın trafik sigorta şirketinden 506 sayılı Kanunun 26’ıncı maddesi uyarınca rücuan tahsili istemine ilişkindir.
5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26’ıncı maddesidir.
Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3’ücüncü şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanunun 26/2 maddesiyle Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, Borçlar Kanunun 60’ıncı maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. Maddesine göre, motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin davalarda zamanaşımı ise, zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl ve her halükârda olay tarihinden itibaren 10 yıl olarak belirlenmiştir. Resmi kuruluşlarda ise, öğrenme tarihinin, dava açmağa yetkili makamın ıttıla tarihi olarak alınması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.07.2006 t., 2006/4-518 E., 2006/526 K.)Tazminat yükümlüsüne karşı kesilen zamanaşımının, sigortacıya karşı da kesilmiş olacağı hüküm altına alınmıştır. Anlaşılacağı üzere maddedeki zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın
öğrenilme tarihinin, gelirin onay, giderlerin sarf ve ödeme günü olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise, Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih esas alınmalıdır. Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır.
Dava konusu somut olayda, davalılar, davada isteme konu edilen miktara karşı süresinde zamanaşımı definde bulunması karşısında, yukarıdaki düzenleme ve açıklamalar ışığı altında araştırma ve irdeleme yapılarak zamanaşımı def’i konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi isabetsizdir.
Kabule göre de;
a- Dosyadaki geçici iş göremezlik ödemelerine ilişkin mevcut belgelerin 4.071,84 olduğu; mahkemece, 7.958,08-TL hükmedilmesine rağmen kalan miktara ilişkin ödeme belgelerinin araştırılıp temin edilmemesi;
b- Davalı … şirketi yönünden, faiz başlangıcı (temerrüt) tarihi ilgililerce gerekli belgeler eklenerek 2918 sayılı Kanunun 98, 99 ve 108. maddelerinde yazılı şekilde şirkete başvurulduğu tarihten itibaren 8. iş gününün sonu olarak belirlenmesi, başvuru yapılmamışsa dava tarihi itibariyle temerrüdün gerçekleştiğinin gözetilmesi gerekmekte olup; mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, hükümde “temerrüt tarihinden itibaren ” denilerek temerrüt tarihinin belirtilmemesi isabetsizdir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 07.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.