YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13270
KARAR NO : 2013/20716
KARAR TARİHİ : 08.11.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Dr. … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, davalı Kurum’un iş kazası nedeniyle kendisinden % 60 kusur oranına göre talep ettiği geçici iş göremezlik ödeneği ve tedavi giderinden sorumlu olmadığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, kusur raporunda davacının % 50 oranında sorumlu olduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayın incelenmesinden, derdest ceza dosyasında sigortalının diğer işçiyle birlikte asli, işverenin tali ve iş sahibinin tali kusurlu olduğuna ilişkin kusur raporu alındığı anlaşılmaktadır.
İşverenin sorumluluğu, ancak 506 sayılı Kanunun 26. maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.
Bilindiği üzere, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77 maddesinde; “Her İşveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Anılan madde, 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı R.G.de yayımlanan 6331 sayılı Kanunun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
İşverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. madde de, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği
korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık vegüvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. ( Prof. Dr. Tankut Centel, İşverenin İşyerinde Sağlık ve Güvenliği Sağlama Yükümü, Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası, cilt: 27 sayı: 3 Mayıs 2013 )
Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler
Mahkemece, yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında, öncelikle maddi olguya ilişkin tüm deliller toplanmalı, gerekirse tanık dinlenmeli, ceza dosyası celbedilmeli, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili kazanın vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden varsa çelişkiyi giderecek şekilde kusur oranı ve aidiyeti konusunda rapor alıp irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre de, davalı Kurumca %60 kusur oranına tekabül eden miktarın talep edildiği, hükme esas alınan kusur raporunda ise; davacının %50 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği anlaşılmakla, % 10 fark kusur oranına tekabül eden miktardan davacının sorumlu olmayacağının gözetilmemiş olması da ayrıca isabetsizdir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 08.11.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.