YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/5755
KARAR NO : 2018/11841
KARAR TARİHİ : 14.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 2499 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜMLER : Zamanaşımı Nedeniyle Düşme
Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi,gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
5237 sayılı TCK’nun “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
“Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir” şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir.
Dava zamanaşımının nedenleri sayılırken madde metninde kullanılan “şüpheli veya sanıklardan birinin”, “şüpheli veya sanıklardan biri hakkında”, “sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa” ibarelerinden dolayı “dava zamanaşımının sirayeti” ilkesinin benimsendiğinin anlaşıldığı, iştirak halinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ile öğretide de aynı görüş benimsenmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; sanıklara isnat edilen iştirak halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan 2499 sayılı (mülga) Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/B-2. maddesi ile 30/12/2012 tarih 28513 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun’un 112/2. maddesinde tanımlı “Yasal defterlerde, muhasebe kayıtlarında ve finansal tablo ve raporlarda usulsüzlük” suçunun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre davanın 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunduğunun anlaşılması karşısında, atılı suçu işleyen sanıklar hakkında iddianame tarihinden (06/11/2009) itibaren 8 yıllık olağan zamanaşımının dolduğu gerekçesi ile düşme kararı verilmiş ise de; iddianamenin düzenlenmesinden sonra sanıklar …, …, … ve …’ın 24/04/2010, sanık …’ın ise 22/06/2010 tarihinde savunmasının alındığı ve bu işlemin de zamanaşımını kesen işlemlerden olduğu, tüm sanıklar açısından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 22/06/2010 tarihindeki …’ın savunması olduğu, 22/06/2010 tarihinden sonra inceleme tarihine kadar zamanaşımını kesen nitelikte başkaca işlem yapılmadığı, 22/06/2010 tarihi ile hüküm tarihi (06/04/2018) arasında TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık olağan zamanaşımının dolmadığı ancak 22/06/2010 tarihi ile inceleme tarihi arasında 8 yıllık olağan zamanaşımının dolduğunun anlaşılması sebebiyle bu husus sonuca etkili görülmemiş olup, bozma nedeni yapılmamıştır.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Zamanaşımı nedeniyle düşmeye yönelik katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden tebliğnameye kısmen uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 14/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.