YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/14028
KARAR NO : 2013/20866
KARAR TARİHİ : 11.11.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 03.10.2001 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımlarının 506 Sayılı Yasanın 9-10 ve 26. Maddeleri gereğince davalıdan rücuan tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Husumet konusu, davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. Eldeki gibi rücuan tazminat davalarında elde edilecek hükmün uygulayıcısı konumundaki davacı Kurum tarafından yerine getirilebilmesi için, doğru işverene husumetin yöneltilerek davaya devam edilmelidir.
Eldeki davada, sigortalının … Mah. … Cd. No: … … adresindeki inşaatta çalışmakta olduğu sırada 9 metre yükseklikten düşmesi ve vefat etmesi biçiminde gerçekleştiği anlaşılmakta ise de, işvereninin kim olduğu, arsa sahipleri ile taşeron arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile mi yoksa başka bir şekilde mi bina inşaatı yapıldığı tam olarak belirlenmeksizin HMK’nun 297. vd. maddelerine aykırı olarak, hükmün infazında da tereddüt yaratacak şekilde “… ve …” şeklinde, adı geçen kişinin/kişilerin kim oldukları belirlenmeksizin hüküm tesisi isabetsizdir.
Mahkemece;öncelikle inşaatın tam olarak ada, parsel ve mevkisi tespit edilerek Belediye ve İmar müdürlüklerinden iskan ve yapı ruhsatı istenildikten sonra, tapu kaydı olup olmadığı sorulmalı, sigortalının çalıştığı binada işveren olarak …’ün mü yoksa arsa sahipleri veya mirasçıları mi olduğu belirlenmeli, sigortalının yakınları tarafından açılan tazminat davasında verilen kararın bağlayıcılığı yok ise de,
güçlü delil olacağı hatırda tutularak tazminat davasının olup olmadığı da araştırılarak, gerekirse kaza tarihindeki kat malikleri ve arsa sahipleri de belirlendikten sonra husumetin doğru kişi veya kişilere yöneltilmesi ile HMK 124. Maddesi gereğince davaya dahil edilmesi, delillerinin toplandıktan sonra da bir karar verilmesi gerekmektedir.
2-Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 9, 10 ve 26. maddeleri olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Davaya konu iş kazasının vuku bulduğu 03.10.2001 tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 9. maddesi ile; “İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün Kuruma veya iadeli-taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleri ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde Kuruma verilen veya iadeli taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.” hükmü getirilmiş, anılan Yasanın 10. maddesinde de, “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde Kuruma bildirilmemesi halinde bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tesbit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları Kurumca sağlanır.” Hükmülerine yer verilmiştir.
İşverenin 506 sayılı Kanunun 10. maddesine göre sorumluluğu; kusursuzluk ilkesine dayanır. İş kazasında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemişse, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10.maddeye göre sorumlu tutulması gerekir.
İşverenin, 506 sayılı Yasanın 10. maddesine dayalı tazmin sorumluluğunun sınırlarının belirlenmesi konusuna çözüm getiren, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 15.03.1995 T., 1994/800 E., 1995/166 K. sayılı ilamında “…Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tazminat (tavan) miktarını önce kusur durumunu hiç gözetmeksizin belirlemek ve belirlenen tazminat miktarını geçmemek üzere davalının olaydaki kusursuzluğu dikkate alınarak Borçlar Kanununun 43 ve 44. maddeleri (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51-52. Maddeleri) uygulanarak varılacak sonuç uyarınca rücu alacağına hükmetme…” gereği öngörülmüş olup; işverenin sorumluluk sınırlarının belirlenmesinde, kendisinin kusurlu olup olmaması etkili bulunmakta, işverenin kusursuz bulunduğu durumlarda, ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı olarak ortaya çıkan tazminat tavanından, Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44. maddeleri uyarınca, % 50’den az olmamak üzere indirim yapılarak, (sigortalının kusurunun en azından yarısının işverenin kusuruna
eklenmesi veya işveren kusursuz ise sigortalının %100 kusurunun en azından yarısından sorumlu olması gerektiği dikkate alınarak) işverenin sorumlu olduğu tazminat tutarının belirlenmesi gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, mahkemece, öncelikle sigortalıyı çalıştıran kişi/kişilerin tespiti ile husumetin usulüne uygun şekilde belirlenmesi, birden fazla kişi olduğu takdirde bunlar arasında 506 Sayılı Yasanın 87.maddesi kapsamında asıl işveren-alt işveren(taşeron) ilişkisinin bulunup bulunmadığı, bulunmuyor ise, taraflar arasında asıl işverenin, işyerinde işçi çalıştırmayıp, işten tamamen el çekmek suretiyle işi yaptırması şeklinde gerçekleşen anahtar tesliminin olayda varlığı, yine güçlü delil niteliğindeki, sigortalının hak sahipleri tarafından açılan bir tazminat davasının olup olmadığı araştırılarak ve 506 sayılı Yasanın 9-10.maddeleri de gözönünde tutulmak suretiyle, iş kazasının meydana geldiği iş kolunda uzman bilirkişilerden yeniden kusur raporu aldırılmak suretiyle bir karar verilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi,usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli,hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.