YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/1123
KARAR NO : 2018/12754
KARAR TARİHİ : 12.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat ve nafaka talepleri ile velayet düzenlemesi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Mahkemece davacı ile davalının boşanma davası açıldığı tarihten itibaren farklı şehirlerde ikamet ettikleri, açılan boşanma davasının salt boşanma kısmı yönü ile davalı tarafından da kabul edildiği, evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir yarar kalmadığından kadının davasının boşanma talebi yönüyle kabulüne karar verilmiş, davacı kadının “eşinin rızası hilafına gündelik temizlik işine gittiği ve bundan dolayı müşterek çocukları ile yeteri kadar ilgilenemediği, gündelik işlerden kazandığı kazancı evin ortak ihtiyaçlarına harcamaktan kaçındığı, ara sıra ev içerisinde yaşanan tartışmalarda davalıya hitaben olumsuz ifadeler kullandığı, evi terk ettiği gün davalı erkeğe hitaben “bana her gün para vereceksin, bende evde oturacağım, size de bakmayacağım” şeklinde ifadeler kullandığı, tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek tazminat ve nafaka talepleri reddedilmiştir. Davacı kadına izafe edilen “gündelik işlerden kazandığı kazancı evin ortak ihtiyaçlarına harcamaktan kaçındığı, ara sıra ev içerisinde yaşanan tartışmalarda davalıya hitaben olumsuz ifadeler kullandığı, evi terk ettiği gün davalı erkeğe hitaben “bana her gün para vereceksin, bende evde oturacağım, size de bakmayacağım dediği” davranışlara davalı erkek dava dilekçesinde vakıa olarak dayanmamıştır. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıalar taraflara kusur olarak yüklenemez. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin son olayda eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bağımsız konut temin etmediği, buna karşılık davacı kadının ise birlik görevlerini yerine getirmekte ihmal gösterdiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini; 174/2 maddesi, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m.4, TBK m. 50 ve 51) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacı kadının çalışmadığı, boşanmakla yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 175. madde koşulları kadın yararına oluşmuştur. Kadının tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakası talebinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
4- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK m.186/1), geçimine (TMK m.l 85/3), malların yönetimine (TMK m.223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m. 185/2) ilişkin önemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m.169). O halde; Türk Medeni Kanunu’nun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekomomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davacı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir.
5-Velayet düzenlemesi yapılırken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun “Üstün yararı” (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m, 3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m, 1; TMK m. 339/1. 343/1. 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b) dır. Çocuğun üstün yararım belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde gözönünde tutulur. Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir.
Bu sebeplerle, ortak çocuğun yaşı itibariyle idrak çağına ulaştığı da dikkate alınarak bizzat ya da istinabe yoluyla; eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hakim tarafından kendisinden sorulması (Yargıtay HGK 16.03.2012 tarih E. 2011/2-884 K. 2012/197 ile 22.01.2014 tarih E. 2013/2-2085- K. 2014/30 sayılı kararları) ve gerektiğinde yeniden psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan (4787 sayılı Kanun m.5) ortak çocuğun anne ve baba yanındaki barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte sosyal inceleme raporu alınması ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının ortak çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1., 2., 3., 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.12.11.2018 (Pzt.)