Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2009/9611 E. 2010/16910 K. 20.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9611
KARAR NO : 2010/16910
KARAR TARİHİ : 20.12.2010

……..
Dava, 29.08.2001 tarihinde vermiş olduğu giriş bilirgesi ile 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığının vergi kaydının başladığı 28.03.1991 tarihinden, aksi halde 09.03.1993 tarihinden başlatılması gerektiğinin tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
28.03.1991 tarihinde bir başka şahıs ile birlikte adi ortaklık olan……. şirketini kurmuş olan davacı, 09.03.1993 tarihinde de…….. ortak olmuş,29.08.2001 tarihli giriş bildirgesi ile……….sigortalısı olmak istemiş ve Kurum tarafından 04.10.2000 tarihinden itibaren ……. sigortalısı olarak tescili yapılmıştır. Davacı, 31.12.2007 tarihli dilekçesi ile, 2000 öncesi vergi mükellefiyetine ilişkin bilgilerinin ekli olduğunu, 2000 öncesine ilişkin ……. primlerinin bildirilmesini talep etmiş, Kurum bu başvuruya, 2001 yılında vermiş olduğunuz giriş bildirgesi ile Yasa gereği sigortalılığınız 04.10.2000’den başlatılmış olup, önceki faaliyetiniz ………..kapsamına girmemektedir cevabını vermesi üzerine bu dava açılmıştır.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın geçici 7/1. maddesi hükmünde, “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” düzenlemesinin yer alması ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağının 1476 sayılı Kanun, giderek 24-25. maddeleri olduğu kabul edilmelidir.
1479 sayılı Kanun, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına en son alınan “esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlara” Kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, 26. madde ile sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağını, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda Kurum tarafından re’sen tescil işleminin yapılacağını hükme bağlamıştır.
./…
-2-

Buna karşın, 1479 sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler de yer almaktadır. Bunlardan ilki, “Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek-Geçici 13. madde hükmünde, tescilleri yapılmamış ancak sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Yasanın tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 20.4.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.
619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Geçici 1. maddesi hükmünde ise; “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.4.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup, anılan hüküm 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.
Bu konuda benzer düzenlemeyi öngören 4956 sayılı Kanunun 47. maddesiyle değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. maddesinde; “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.4.1982-4.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49 uncu ve ek 15 inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü içermekte olup, söz konusu düzeleme Kanunun yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 04.02.2009 tarih 2009/21-10, 2009/52 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Kuruma tescil başvurusunda bulunulan 29.08.2001 tarihinde, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Geçici 1. maddes……… 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren kararı ile iptal edilmiş olmasına ve 4956 sayılı Kanun ile değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. madde hükmü ise Kanunun yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunmasına göre; her iki hükmünde somut olayda uygulanma olanakları bulunmamaktadır.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler ile dava konusu dönemde, 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesindeki yasal düzenleme gözetilerek, davacının zorunlu sigortalı olarak ……kapsamında olup olmadığı değerlendirilerek, uyuşmazlık konusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacının 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
../…
-3-

O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 20.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

……