Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2018/5199 E. 2019/358 K. 23.01.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5199
KARAR NO : 2019/358
KARAR TARİHİ : 23.01.2019

Mahkemesi :Tüketici Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak ile ilgili menfi tespit talebine ilişkin olup, mahkemece davacı ada yönetiminin aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın usulden reddi kararı verilmiş, verilen karar davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kabul edilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatı bu anlamda, def’i değil itiraz niteliğinde olup; taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re’sen nazara alınmalıdır (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s. 231-232; Üstündağ, Saim; Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, … 1997, s. 307). Nitekim; Dairemizin 03.03.2015 Tarih ve 2015/821-1121 Esas ve Karar sayılı ilâmı ile yine Dairemizin 17.02.2015 Tarih ve 2015/166-777 Esas ve Karar sayılı ilâmında da bu kurallara işaret edilmiştir. Öte yandan, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 34. maddesi gereğince, sekiz ve daha fazla bölümü olan ana
taşınmaza yönetici atanması zorunludur. Aynı Yasa’nın 38. maddesinde yöneticinin, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumlu bulunduğu düzenlenmiştir. Yine sözü edilen Yasa’nın 35. maddesinde ise yöneticinin görevleri sayılmıştır. Yönetici, yasadan ve yönetim planından kaynaklanan yetkisine dayanarak üçüncü kişilerle borç ve alacak ilişkisi doğuracak sözleşmeler yapabilir. Bu tür sözleşmeler, kat maliklerinin adına ve hesabına hukuksal sonuç doğurur.
Davanın dayanağını teşkil eden bila tarihli sözleşme, “17346 Ada Yönetimi” adı ve kaşesiyle davacı ile davalı şirket arasında akdedilmiştir. Dairemizin 15.09.2009 tarih ve 2009/1810-4736 Esas ve Karar sayılı ilâmında ayrıntılı bir şekilde izah edilen ilkeler ışığında, ada yönetimi adına dava açılabilmesi için yönetim ile yüklenici arasında akdî ilişkinin bulunması gerekli ve yeterlidir. Somut olayda, davalı yüklenici şirketin muhatabı, sözleşmede iş sahibi olarak bulunan davacı ada yönetimi olduğundan davanın esasının incelenerek karara bağlanması gerekirken, davacı ada yönetiminin dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, açıklanan nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 23.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.