Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2016/4681 E. 2018/9425 K. 22.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/4681
KARAR NO : 2018/9425
KARAR TARİHİ : 22.11.2018

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Vergi Usul Kanununa muhalefet
HÜKÜM : Mahkumiyet

Sahte fatura düzenleme ve kullanma suçlarının birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar olduğu gözetilerek, sanık hakkında düzenlenen mütalaa ve vergi raporlarında 2008 takvim yılında sahte fatura düzenlediğinin, ayrıca aynı yılda sahte fatura kullandığının belirtilmesi, düzenlenen iddianamede hem sahte fatura kullanma hem de sahte fatura düzenleme suçlarından dava açıldığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında 2008 takvim yılında sahte fatura kullanmak suçundan hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, bu suç yönünden mahkeme tarafından ayrıca hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
A) “2008 takvim yılına ait defter ve belgeleri ibraz etmeme” suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi:
Boztepe Vergi Dairesinin mükellefi olan sanık hakkında, 2010 yılında yapılan vergi denetimi sırasında “2008 takvim yılına ait defter ve belgeleri gizlediği” iddiasıyla Ordu Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2010 tarihli iddianamesiyle kamu davası açıldığı, Ordu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/82 esas ve 2010/378 karar sayılı kararı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği; aynı fiil nedeniyle sanık hakkında Ordu Cumhuriyet Başsavcılığının 29.11.2011 tarih ve 2011/3388 esas sayılı iddianamesiyle ise temyiz konusu davanın açıldığı gözetilmeden, 5271 sayılı CMK’nin 223. maddesi 7. fıkrası gereğince mükerrer olarak açılan davanın reddi yerine sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA,
B) “2008 takvim yılında sahte fatura düzenleme” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi:
1-Anayasa’nın 141, 5271 sayılı CMK’nin 34/1 ve 230. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması, gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerekir.
Somut olayda; mütalaa, vergi suçu raporu ve vergi tekniği raporu ile uyumlu olarak sanık hakkında “sahte fatura düzenlemek” ve “sahte fatura kullanmak” suçlarından kamu davası açıldığı; sanığın sahte fatura düzenlemesi halinde “sahte fatura düzenleme” suçunun, başkasının düzenlediği sahte faturayı kullanması halinde ise “sahte fatura kullanma” suçunun oluşacağı; bu suçların ayrı ve bağımsız suçlar olması nedeniyle birbirine dönüşmeyeceği dikkate alınmadan; hükmün gerekçe bölümünde “sahte fatura düzenlemek ve kullanmak suçlarının sabit olduğunun” belirtilmesine, “sahte fatura kullanma” suçu yönünden gerekçe gösterilmesine rağmen, “sahte fatura düzenleme” suçuna ilişkin gerekçe gösterilmemesi,
2- Sanığın sahte fatura düzenlemediğini savunması nedeniyle, maddî gerçeğin ve suçun unsurlarının tespiti için;
a) Sanık tarafından düzenlendiği iddia edilen fatura asıllarının getirtilmesi, sanığa gösterilerek yazı ve imzaların kendisine ait olup olmadığının sorulması, kendisine ait olmadığını söylemesi halinde; faturalardaki yazı ve imzaların sanığa ait olup olmadığı konusunda uzman bir kurum veya kuruluştan rapor alınması,
b) Faturalardaki yazı ve imzaların sanığa ait olmadığının anlaşılması halinde ise;
aa) Faturaları kullandığı belirlenen mükellefler hakkında karşıt inceleme raporu düzenlenip düzenlenmediğinin ilgili vergi dairesinden sorularak, düzenlenmiş ise onaylı örneklerinin getirtilmesi,
bb) Aynı mükellefler hakkında dava açılıp açılmadığını araştırılması; dava açılmış ise dosyalarının getirtilerek incelenmesi ve bu davayla ilgili belgelerin onaylı örneklerinin çıkartılarak dosya içine konulması,
cc) Faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişilerin, CMK’nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla dinlenmesi; kendilerinden, sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıklarının, sanığı tanıyıp tanımadıklarının ve faturaların alınması konusunda sanığın bir iştirakinin bulunup bulunmadığının sorulması,
c) Gerektiğinde, faturaların gerçek alım-satım karşılığı olup olmadığının belirlenmesi için;
aa) Sanığın mükellefiyetiyle ilgili iş yerine ait mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyeleri, teslim ve tesellüm belgeleri, bedelinin ödendiğine ilişkin ticari teamüle uygun ve kanıtlama yeterliliği olan banka hesapları ve kasa mevcuduyla uyumlu geçerli belgeler olup olmadığının araştırılması,
bb) Daha sonra, sanığın iş yeri ile faturaları kullanan şirket ve kişilerin ticari defterleri ve belgeleri üzerinde karşılıklı bilirkişi incelemesi yaptırılması,
Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- Kabule göre;
a) Her takvim yılı içinde düzenlenen faturaların ayrı suçları oluşturması, ancak aynı takvim yılına ait birden fazla fatura düzenlenmesi halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği dikkate alınarak, sanık hakkında TCK’nin 43. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
b) Hükümden sonra 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08/10/2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 22.11.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.