Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2017/2004 E. 2018/9477 K. 26.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/2004
KARAR NO : 2018/9477
KARAR TARİHİ : 26.11.2018

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Sanığın, suça konu 26.08.2002 tarihli belgeye, katılanın bilgisi ve rızası dışında “borç karşılığı k.2320694 çek alındı” ibaresini eklediği, bu belgenin önce Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/33 Esas sayılı davasında kullanıldığı, davanın takipsiz bırakılmasından dolayı aynı Mahkemenin 2007/41 Esas ve 2009/264 Karar sayılı kararı ile dosyanın iki kez işlemden kaldırıldığı, ancak 02.07.2009 tarihinde yeniden dava açılarak yargılamaya 2009/791 Esas sayı ile devam olunduğu, böylece sanığın özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; katılanın 25.02.2010 havale tarihli şikayet dilekçesinde, suça konu belgenin 2 nüsha olarak düzenlendiğini, gerçek belgeyi ve tahrifat yapılan suretini sunduğunu söylemesine rağmen, tahrifat yapılmadığı iddia olunan belge aslının, sanığın soruşturma aşamasında alınan ifadesinin, belgede imzası bulunan tanık …’in soruşturma aşamasında alınan beyanının, Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin dava dosyaları ile sanığın bu davayla bağlantılı olarak resmi belgede sahtecilik suçundan yargılandığı Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/178 Esas ve 2010/199 Karar sayılı dava dosyasının aslı ya da onaylı örneklerinin dosya içerisinde bulunmaması; tanık …’in duruşmada dinlenmemesi, suça konu belgenin duruşmada incelenmemesi; soruşturma aşamasında alınan İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 07.05.2012 tarihli ekspertiz raporunda, sonradan eklenen yazıların katılanın eli ürünü olmadığının, diğer yazıların ise katılana ait olduğunun belirtilmesine karşın, sanık müdafilerinin temyiz dilekçesi ekinde ibraz ettikleri İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı Belge İnceleme Bölümü’nün 19.01.2009 tarihli “bilimsel mütalaa” başlıklı raporunda, belge aslındaki tüm yazı ve rakamların aynı kişinin eli ürünü olduğunun belirtilmesi karşısında; 5237 sayılı TCK’nin 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunun, belgenin kullanılması ile oluşacağı da dikkate alınarak, suç tarihinin ve maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından;
1-Belgede sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu göz önüne alınıp, sahte olduğu iddia edilen belgenin duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatma niteliği olup olmadığı belirlenip kararda tartışılması, belgenin denetime imkan verecek şekilde dosya içine konulması,
2-Sanığın soruşturma aşamasında alınan ifadesinin, belgede imzası bulunan tanık …’in soruşturma aşamasında alınan ifadesinin, tahrifat yapılmadığı iddia olunan belge aslının, Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/33 Esas, 2007/41 Esas-2009/264 Karar ve 2009/791 Esas sayılı dosyaları ile Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/178 Esas ve 2010/199 Karar sayılı dava dosyalarının getirtilerek incelenmesi; belgenin hangi tarih ya da tarihlerde kullanıldığının ve buna bağlı olarak, suç tarihinin tespit edilmesi, bu davayla ilgili belgelerin onaylı örneklerinin çıkartılarak dosya içine konulması,
3-Suça konu belgede imzası bulunan …’in tanık sıfatıyla dinlenmesi, olayla ilgili bilgi ve görgüsünün sorulması,
4- Belirtilen rapor ile mütalaa arasında çelişki olduğu dikkate alınarak; belge üzerinde tahrifat yapılıp yapılmadığı ve belgedeki yazıların sanığa ya da katılana ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi’nden rapor alınması,
Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
5-Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 26.11.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.