Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/12002 E. 2013/2892 K. 05.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12002
KARAR NO : 2013/2892
KARAR TARİHİ : 05.03.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkiline kasko poliçesi ile sigortalı olan aracın davalı …’in sürücüsü ve işleteni olduğu araç ile çarpışması sonucu meydana gelen kazada sigortalı araç için ödenen 8.290 TL hasar bedelinden davalının %75 kusuruna tekabül eden 6.217 TL.nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, kazanın meydana gelmesinde asıl kusurun davacıya sigortalı araç sürücüsünde bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; toplanan delillere göre, davacı tarafından 10.01.2008 başlangıç tarihli kasko poliçesi tanzim edilmişse de kazanın meydana geldiği 24.02.2008 tarihinde sigorta primlerinin davalı tarafından ödendiğine dair belge ibraz edilmediği, sigorta primleri ödenmediğinden taraflar arasında geçerli kasko sözleşmesinin varlığından söz edilemeyeceği, poliçenin teslim edilmiş olmasının sigortacının sorumluluğunu başlatmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko poliçesinden kaynaklanan ve sigorta tarafından ödenen hasar bedelinin kusurlu araç malik ve sürücüsünden rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece sigorta primleri ödenmediğinden geçerli kasko sözleşmesi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili temyiz dilekçesinde poliçe primlerine ilişkin ödeme planını ibraz etmiş olup, poliçe ilk taksidinin sigortacı tarafından tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Davacı … şirketi tarafından ibraz edilen belgeye göre hasarlı araç için ödenen tazminat bedelinden bakiye prim bedelinin düşülerek kalan miktarın ödendiği belirtilmiştir. Kaldı ki, sigortalı ile davacı arasında düzenlenen 10.04.2008 tarihli ibranamede sigortalı, alacağı devir ve temlik ettiğini bildirdiğinden alacağın temliki hükümleri ve halefiyet hükümleri uyarınca sigorta şirketi ödediği bedeli talep edebilecektir. O halde mahkemece primlerin ödenmesi hususunda tarafların delilleri sorularak ve bu hususta yeterli araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm verilmesi isabetli omamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 5.3.2013 gününde Üye …’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY-

Dosya içeriğinden;
… plakalı aracın, dava dışı sigortalı … tarafından 10.01.2008-10.01.2009 tarihleri arasında geçerli olmak üzere … nolu kara taşıtları paket sigorta poliçesi ile 930,69 TL brüt prim karşılığında davacıya sigortalandığı,
Davacı vekilinin temyiz dilekçesine eklediği belgeden, poliçeyi düzenleyen acentenin 930,69 TL tutarındaki primi takside bağladığı, 235,69 TL olan ve 10.01.2008 tarihinde ödenmesi gereken 1.taksidin 14.03.2008 tarihinde, mütebaki 139,00’ar TL’den 5 taksidin ise 10.04.2008 tarihinde ödendiği,
Davacıya kasko poliçesi ile sigortalı aracın 24.02.2008 tarihinde davalının işleten ve sürücüsü bulunduğu araçla çarpışması sonucu hasarlandığı,
Davacının hasar bedelini sigortalısına 10.04.2008 tarihinde ödediği anlaşılmaktadır.
Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK 1282.maddesi “aksi kararlaştırılmış olmadıkça sigortacının priminin ödendiği tarihten itibaren gerçekleşen rizikolardan mesul olduğu…” (6102 sayılı TTK 1421),
Yasanın 1295.maddesi “aksine mukavele yoksa sigorta priminin tamamının, taksitle tediyesi kararlaştırılmış ise ilk taksidin akit yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödemesi gerektiği, sigortacının mesuliyetinin prim veya ilk taksidin ödendiği tarihte başlayacağı…” (6102 sayılı TTK 1431),
Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının C.1 maddesinin “sigorta priminin tamamının primin taksitli ödenmesi kararlaştırılmışsa peşinatın (ilk taksit) akit yapılır yapılmaz ve engeç poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerektiği, aksi kararlaştırılmadıkça prim veya peşinat ödenmediği takdirde poliçe teslim edilmiş olsa dahi sigortacının sorumluluğunun başlamayacağı ve bu hususun poliçenin ön yüzüne yazılacağı, sigorta ettiren kimsenin priminin veya primin taksitle ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde peşinatını sigorta poliçesinin teslim edildiği günün bitimine kadar ödemediği takdirde temerrüde düşeceği ve prim borcunu temerrüde düştüğü tarihi takip eden 30 gün içinde dahi ödemediği takdirde sigorta sözleşmesinin hiçbir ihtara gerek olmaksızın feshedilmiş olacağı…” öngörülmüş,
Taraflar arasında düzenlenen kasko poliçesinin “sigorta priminin ödeme yeri, şekli ve ödenmemesinin sonuçları” başlıklı kısmında “sigorta ücretinin tamamının peşin, akit yapılır yapılmaz ve en geç poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerektiği, sigorta priminin ödenmemesi durumunda poliçe teslim edilmiş olsa dahi sigortacının sorumluluğunun başlamayacağı, BK 107/3.maddesi gereğince herhangi bir mehile gerek kalmaksızın sözleşmenin derhal feshedilmiş olacağı” kararlaştırılmıştır.
Açıklanan yasa hükümlerine, kasko poliçesi genel şartlarına ve taraflar arasında münakit kasko poliçesi hükümlerine göre;
Acente tarafından takside bağlanan poliçe priminden 235,69 TL tutarındaki ilk taksit, sigortalı tarafından rizikonun gerçekleştiği 24.02.2008 tarihinden çok sonra 14.03.2008 tarihinde ödendiğinden davacı … şirketi gerçekleşen rizikodan mesul değildir.
Bu halde davacı … şirketinin hasar bedelini sigortalısına ödememesi gerekir.
Açıklanan yasal düzenlemelere rağmen davacı … şirketinin ödememesi gereken hasar bedelini sigortalısına ödemekle lütuf (ex gratia) ödemesi yapmış olup davacı … şirketinin bu durumda davalı üçüncü kişiye karşı halefiyete dayalı rücu talebinde bulunması mümkün değildir.
Diğer taraftan sayın çoğunluk, davacı … şirketinin sigortalısının davalıdan olan alacağını temellük ettiği (BK 162), alacağın temliki hükümlerine göre davacının davalıdan talepte bulunabileceğini kabul etmekte ise de bu kabul dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK 137.maddesi hükümlerine aykırıdır.
Mülga 6762 sayılı TTK 137.maddesi “ticaret şirketleri, hükmü şahsiyeti haiz olup şirket mukavelesinde yazılı işletme mevzuunun çerçevesi içinde kalmak şartıyla bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler. Bu husustaki kanuni istisnalar mahfuzdur” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu bağlamda ticaret şirketlerinin hak ehliyeti şirket sözleşmesinde yazılı işletme konusunun sınırları içinde kullanılabilmektedir. Şirketin 3.kişilerle şirket sözleşmesinde yer alan amaç ve işletme konusu dışında bir işlem yapması halinde yapılan işlemin yok hükmünde olduğu doktrinde kabul edilmektedir.
Şirketler hukukunda “ultra vires” olarak geçen bu ilke sözlük anlamı itibariyle şirketin sözleşme ve kanun tarafından tanınan yetkileri dışına çıkması şeklinde tanımlanmaktadır.(Regesta-sayı 3-sh 49 vd)
Somut uyuşmazlıkta sigortalının alacağını temellük eden davacı … şirketinin yetkileri 5684 sayılı sigortacılık kanunun ve şirket sözleşmesi ile sınırlandırılmış olup, davacının bir factoring kuruluşu gibi yetkilerini aşarak iş ve işlemlerde bulunması, alacak temellük etmesi, mülga TTK 137.maddesine açıkca aykırılık teşkil etmektedir.
Davacı … şirketinin mülga TTK 137.maddesi açık hükmüne rağmen sigortalısından alacağını temellük etmesi yok hükmündedir.
Davacının yoklukla malül bir işleme dayanarak 3.kişiden talepte bulunması mümkün olmadığından sayın çoğunluğun TTK 137.maddesi hükmüne aykırı bozma gerekçesine katılamıyorum.
Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerekirken bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

Karşı oy