YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11227
KARAR NO : 2011/2985
KARAR TARİHİ : 08.03.2011
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı Kurum, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26/2. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme, Anayasa Mahkemesi İptal Kararını resen gözeterek, yazılı biçimde davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalılardan … A.Ş. avukatları ve … tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum ile davalılardan … A.Ş. avukatları ve …’in, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 Sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “….sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından
mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek, ayrıca şerit ihlali ile trafik iş kazasına sebebiyet veren davalı sürücünün %99, sigortalı sürücünün %1 kusurlu olduğuna dair bilirkişi raporu hükme dayanak kılınarak, yargılama yapılıp hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak, ilk peşin değerli gelirin %99 kusur ve ıslah karşılığı 20.387,27 TL yerine, kusur oranı aşılmak suretiyle %100 kusur karşılığı 20.593,20 TL’ye hükmedilmesi yerinde görülmemiştir. Öte yandan, sigorta şirketinin faiz sorumluluk başlangıcı belirlenirken; 2918 …..98,99 ve 108. maddeleri ile …..Yönetmeliğinin 12,13 ve 14. maddelerinde yazılı şekilde bir başvurunun varlığı ancak gerekli ödemenin yapılmaması halinde davalı şirketin başvuru tarihinde temerrüde düşeceği, gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvurulması yada hiç müracaatın bulunmaması halinde ise temerrüdün söz konusu olmayıp, faiz başlangıcının icra takibine girişilmişse takip tarihi dava açılmışsa dava tarihi olacağı olgusu gözetilmeksizin, daha önce temerrüt bildirimi yapılmamış ve hakkında icra takibine de geçilmemiş bulunan sigorta şirketinin faiz başlangıç tarihinin dava tarihi yerine, onay sarf ve ödeme tarihi olarak belirlenip yasal faize hükmedilmesi ve harç ve yargılama giderleri yönünden sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe teminat limiti olan 3.000 TL ile sınırlandırılmaması isabetsiz bulunmuştur. Diğer taraftan, davanın, teselsül hükümlerine dayalı olması karşısında, harç ve yargılama giderleri yönünden müştereken ve müteselsilen tahsile karar verilmesi gerekirken, “davalıdan” tahsiline biçiminde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
Ne var ki; bu hususların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ:Hüküm fıkrasının tamamen silinerek,
“1- Davanın kabulü ile 20.387,27 TL ilk peşin değerli gelirin davalı sürücü yönünden onay tarihinden davalı … şirketi yönünden dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte ve davalı … şirketinin 3.000 TL poliçe limiti ile sınırlı biçimde sorumlu olmak üzere anılan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine,
2- 972,55 TL tedavi gideri ve geçici işgöremezlik ödeneğinin davalı sürücü yönünden sarf ve ödeme tarihlerinden işleyecek yasal faizi ile sigorta şirketi yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı şekilde anılan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine;
3- 1.153,43 TL karar ve ilâm harcının davalı şirket yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine;
4- Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca hesaplanan 2.535,98 TL vekâlet ücretinin davalı şirket yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine;
5- Davacı tarafından yapılan davetiye gideri, bilirkişi ücreti gideri toplam 382,50 TL yargılama giderinin davalı şirket yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine” hükümlerinin yazılmasına, kısa kararında bu biçimde düzeltilmesine ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 08.03.2011 gününde oy birliğiyle karar verildi.