YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1124
KARAR NO : 2013/15565
KARAR TARİHİ : 09.09.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; İlamda yazılı nedenlerle; davalılardan … Giyim Ltd. Şti. İle … hakkındaki dava atiye bırakıldığından bu davalılar hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 158.537,00TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi, davalılardan … Mağazacılık A.Ş, … Mağazacılık A.Ş., … Gıda Ltd. Şti, … Güvenlik Ltd. Şti, … Giyim-… vekillerince istenilmesi ve … Mağazıcılık A.Ş., … Giyim-… vekillerince süresinde, … Güvenlik Ltd. Şti vekilince de süresi dışında duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.09.2013 Pazartesi günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılardan … A.Ş. Vekili Av…., … Mağazacılık Tic A.Ş. Vekili Av. Betül Kurnaz ile karşı taraf vekili Avukat … geldiler. Diğer davalılar adına gelen olmadı.Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, sigortalının iş kazasından vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davalı …. Şti. ve dahili davalı … hakkında açılan davaların atiye terk edilmesi nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile, davacı eş … için 58.537,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın, davacı çocuklar …, …, … ve … için ayrı ayrı 15.0000,00 TL manevi tazminatın, davacılar anne … ve baba … için ayrı ayrı 7.500,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davacılar murisi ve davalılardan … Güvenlik Ltd. Şti. sigortalısı … ’ın, diğer davalılara ait mağazaların bulunduğu alışveriş merkezinin otopark alanında güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken, dahili davalı …’in yönetimindeki … plaka sayılı tır ile E-5 karayolunda süratli bir şekilde seyir halinde iken ani frenin etkisi ile aracının yolun sağ tarafında bulanan alışveriş merkezinin park alanına girerek kendisine çarpması sonucu vefat ettiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporda, davalılardan işveren … Güvenlik Ltd. Şti.’nin % 15, müteveffa işçinin % 5, dahili davalı sürücü …’in % 80 oranında kusurlu bulunduklarının belirtildiği, mahkemece hükme esas alınan
31.03.2007 ve 02.06.2009 tarihli bilirkişi kusur raporlarında dahili davalı sürücü …’in % 65, alt işveren davalı …. Şti.’nin % 10, asıl işveren diğer davalı şirketlerin % 20, müteveffa işçinin % 5 oranında kusurlu bulunduklarının belirtildiği, Pendik 1. Asliye Ceza mahkemesi’nin 2005/95 esas sayılı dosyasında dahili davalı sürücü …’in sanık sıfatıyla yargılandığı ve taksirle ölümü sebebiyet vermekten hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, dosyanın temyiz edilmekle kesinleşip kesinleşmediğinin anlaşılamadığı, Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesince alınan 15.03.2005 tarihli kusur raporu ile Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi’nin 26.12.2005 tarihli raporlarında olayın meydana gelmesinde sanık sürücü …’in 8/8 oranında kusurlu bulunduğunun, müteveffa işçinin kusurunun bulunmadığının belirtildiği, ayrıca Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/051 esas 2010/189 karar sayılı dosyasında, dava konusu iş kazası nedeniyle dahili davalı sürücü … ve dava dışı sigorta şirketi aleyhine açılan maddi ve manevi tazminatı davasının, sürücünün tam kusuru nedeniyle kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği sorunu, öğretide ve uygulamada zaman içerisinde farklı görüş ve uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Yargıtay’ın önceki kararlarında da benimsediği bir görüşe göre, işverenin bu açıdan sorumluluğu kusura dayanmaktadır. Çünkü İsviçre ve Türk Hukuk Sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur.
Sanayinin gelişmesi ve yurt düzeyine yayılması sonucunda işyerlerinde kullanılan teknik ve motorlu araçların her geçen gün daha fazla artması ve bu nedenle de alınabilecek her türlü önlemlerle dahi önüne geçilmesi olanağı bulunmayan tehlikelerin ortaya çıkması, dolayısıyla iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük artışlar göstermesi karşısında kusura dayanan sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı modern toplum hayatının
ihtiyaçlarına cevap vermediği görülmüştür. İşte son zamanlarda kendisini yoğun bir biçimde hissettiren teknik ve teknolojik alanlardaki bu gelişmeler, kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramına ortaya çıkarmıştır. Tehlike sorumluluğunu savunanlar işverenin özen borcunu ideal ölçüler içinde yerine getirmesi halinde dahi, meydana gelen zarardan yine de sorumlu tutulması gerektiğini savunmaktadır.
Yargıtay uygulamasında, ilk kararlarda işverenin iş kazalarından doğan sorumluluğunun haksız fiile dayandığını kabul etmişken, zamanla işçinin daha yararına olan, akdi sorumluluk esasını benimsemiştir. Sosyal, ekonomik ve kültürel alanda meydana gelen gelişmeler nedeniyle akdi sorumluluğun da yetersiz kalması üzerine Yargıtay uygulamalarında istikrarlı şekilde tehlike sorumluluğu görüşünü kabul etmektedir.
Tehlike sorumluluğu, en ağır kusursuz sorumluluk halini oluşturmaktadır. Az öncede değinildiği gibi, işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa dahi, meydana gelen kazadan dolayı sorumluluktan kurtulma olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olarak nitelendirilebilir. Bununla beraber belirtmek gerekir ki tehlike sorumluluğu bir “sonuç sorumluluğu” da değildir. Gerçekten zarar işletmeye özgü bir tehlikeden doğmamış, yani araya giren bir başka nedenden dolayı meydana gelmişse, işverenin bu zarardan sorumlu tutulmaması gerekir. Başka bir deyişle işyerinin işletilmesi veya bundan doğan tehlikeler ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı bulunmuyorsa, işverenin sorumluluğundan söz edilemez.
Öteki sorumluluk hallerinde olduğu gibi, tehlike sorumluluğunda da üç halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir neden, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtay uygulamasında illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumluluktan değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için zorunlu olduğu kabul edilmektedir. İlliyet bağının kesilmesine neden olan bu çeşitli durumların öncelikle tehlike sorumluluğu içerisinde kabul edilmesi gerekir. Çünkü kusurlu olmadığı gibi, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirmiş olan bir işvereni, işyeri ya da işletmeyle uzaktan, yakından ilgili bulunmayan mücbir nedenlerden sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.3.1987 tarih ve 1986/9 – 722 Esas, 203 karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Bunun yanında kaçınılmazlık öngörülemeyen ve önlenmesi mümkün olmayan bir neticeyi tanımlasa bile bir zararlandırıcı olayın tamamiyle üçüncü kişi kusuruyla meydana gelmesi durumunda işverenin sorumluluğu bakımından artık illiyetin keseceği ve işverenin sorumlu olmayacağı hususu da tartışmasızdır. Aksine bir yorum işverenin kusursuz sorumluluğu neticesini doğurur ki böylesi bir durum iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında sorumluluğun kusur sorumluluğuna dayandığına yönelik Dairemiz ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına uygun düşmez.
Somut olaya gelince, dahili davalı sürücü …’in % 100 kusuru ile meydana gelen meydana gelen trafik iş kazasında davalıların alabileceği herhangi bir önlem bulunmayıp, üçüncü kişi konumunda olan dahili davalı sürücü …’in eylemi ile davalıların sorumluluğu bakımından illiyet bağının artık kesildiğinin anlaşılmasına göre, mahkemece davanın reddi cihetine gitmek yerine davalıların kusurları nedeniyle sorumluluklarına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle davalı işverenin ve mağaza sahibi diğer davalıların alacağı bir önlemin bulunmadığı gibi davalılar açısından illiyetin kesildiği göz ardı edilerek temyiz eden davalılar yönünden davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, hükmü temyiz eden davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalılardan … A.Ş. Ve … Mağazacılık Tic. A.Ş. yararına takdir edilen 990.00TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 09.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.