Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/632 E. 2019/9863 K. 05.11.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/632
KARAR NO : 2019/9863
KARAR TARİHİ : 05.11.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen reddine, kısmen açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacılar … ve … mirasçıları vekili ile duruşma talepsiz olarak davalılar … ve müşterekleri tarafından istenmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.11.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılar … ve müşterekleri vekili Avukat … geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili, muris …’ün 05.06.1964 tarihinde vefat ettiğini ve geride mirasçıları olarak eşi … ile … olarak da …, …, …, …( …), …, …’nin kaldığını, kayıt maliki …’e göre üçüncü kişi konumunda olan davacılar… ve …’in ( … Mirasçıları ) dava konusu 2413, 1317, 2055, 1612 ve 642 parsel sayılı taşınmazların dava dilekçesinde belirtilen kısımlarını …’in ölümünden bu yana yaklaşık 30 yılı aşkın davasız ve aralıksız olarak malik sıfatıyla ekip biçmenin yanında inşaat yapma, ağaç yetiştirme şeklinde zilyet olduklarını, kayıt malikinin ölmesine rağmen tapuda intikal işleminin yapılmadığını, tapunun hukuki kıymetini yitirdiğini açıklayarak, 01.07.2014 tarihli bozma ilamı sonrasında da, 26.05.2015 tarihli beyanı ile davasını, dosya içerisine sunulan miras payının devri sözleşmelerine dayandırdığını belirterek, ölü … adına tapuda 642,1317,1612,2055,2413 parsellerde kayıtlı taşınmazlar üzerindeki davacıların zilyedi oldukları kısımlara ait tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Bir kısım davalılar vekili, davaya konu taşınmazların ifrazının mümkün olmadığını, TMK’nin 713. maddesinin 2. fıkrasındaki “ölüm” sebebinin Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ilamı ile iptal edildiğini, açılan davanın hukuki bir dayanağının kalmadığını, davacıların iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacıların üçüncü kişi olmadıklarını, mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımının işlemeyeceğini, davacılar taşınmazlarda zilyet olmadıkları gibi dosyaya sunulan senetler ve taksim sözleşmelerinin de gerçek olmadığını, muris …’den kalan yerlerin taksim edilmediğini, tapulu taşınmazın mirasçıları arasında yazılı sözleşme ile taksim yapılmasının zorunlu olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan … …, … mirasçıları …, …, …, …, …, …, … … mirasçısı …, davalılar …, …, … açılan davayı kabul etmişlerdir.
Mahkemece, ilk hükümle, davacılardan … … tarafından açılan davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar … mirasçıları ile … vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 01.07.2014 tarihli ve 2014/5413 Esas 2014/13917 Karar sayılı ilamı ile, davacılar vekilinin yargılama sırasındaki açıklamalarından ve Mahkemenin gerekçe bölümündeki açıklamalarından davanın hangi hukuki sebebe veya sebeplere dayanılarak açıldığının anlaşılamadığı, davacı tarafın terekeye karşı üçüncü kişi konumunda olduğunu iddia ederek TMK’nın 713/2.maddesindeki ölüm sebebine dayanması halinde yapılacak araştırma ve oluşacak hukuki durum ile murisin ölümü sonrası yapılan taksim, mirasçılar arasında miras payının devri ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılması halinde toplanacak deliller ve oluşacak hukuki durumun birbirinden farklı olduğu, kök muris …’in ölümü sonrası mirasçıları içinde yer alan davacıların babaları …’in ölmesi sonucu davacıların … terekesine mirasçı olmaları sebebiyle iki sebebin bir arada düşünülerek değerlendirilmesi imkanın bulunmadığı, bu durumda Mahkemece HMK’nin 31. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacılar vekiline az yukarıda açıklandığı üzere taleplerini hangi hukuki sebebe dayandırdıklarının açıklattırılması, davacı tarafın dayandığı hukuki sebep açık şekilde belirlenmeden hükümde karışıklığa da sebep olacak şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, davacı tarafından dayanılan taksime ilişkin tarihsiz tutanağa ve dinlenen tanık beyanlarına göre sözleşmenin içerik yönünden yerine getirilmesinin mümkün olmadığı ve paylaşım olgusunun davacı tarafından kanıtlanamadığı bu nedenle usulüne uygun yapılmış taksim sözleşmesi bulunmadığı, taksim edilmeyen yerlerin harici satışının da hukuken geçerli sayılamayacağı, miras bırakan … ‘ün ölüm tarihi itibari ile taşınmazların muris adına tapuya kayıtlı olduğu, tereke ister paylı mülkiyet şeklinde isterse elbirliği mülkiyet şeklinde intikal etmiş olması halinde mirasçıların bir bölümünün zilyetliği tüm mirasçılar adına sürdürmüş sayılacağı, zilyet olan mirasçılar yönünden kazanma sağlayamayacağı, bu nedenle terekeye dahil bir yerin bir kısım mirasçılar tarafından kazandırıcı zaman aşımı ile zilyet edilmesinin mümkün olamayacağı, dolayısı ile mirasçılardan bir kısmının 3. Kişi konumunda olan davacılara pay satışına ilişkin harici satış sözleşmelerine de itibar edilemeyeceği gerekçesi ile, davacılardan … … tarafından açılan davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacılar … ve … mirasçıları vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, bir kısım davalılar vekilinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava, miras taksim sözleşmesi ve miras payının devri sözleşmelerine dayanan tapu iptal ve tescil davasıdır.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, tarafların kök murisi … oğlu …’ün 05.06.1964 tarihinde öldüğü, geride eşi …, çocukları …, …, …, …, …, …’nin kaldığı, bunlardan …’ın 31.03.1974, …’nin 24.04.2000, …’nin 13.01.2004, …’nin ise 01.08.2000 tarihlerinde öldükleri, yine mirasçılardan … …’ün 08.03.1996 tarihinde öldüğü geride mirasçı olarak davacılar … ile …’ı bıraktığı, dava konusu 1317, 1612, 2055 ve 2413 parsellerin tamamının tapulama ile 1958 yılından, 642 parselin ise 2/3 payının komisyon kararı ile 04.03.1982 tarihinden dava tarihine kadar kök muris … oğlu … adına tapuda kayıtlı olduğu ve herhangi bir intikal görmediği, (taşınmazların yargılama sırasına 3402 sayılı Kanun’a göre imar işlemine tabi tutulduğu ), davacılar tarafından dosya içerisine, tarihsiz taksim sözleşmesi ile bir çok harici yazılı satış sözleşmeleri sundukları ve az yukarıda özetlenen Daire bozma ilamından sonra, davalarını dosyaya sunulan taksim sözleşmesi ve adi yazılı sözleşmelere (1969, 1970, 1976, 1977 tarihli) dayandırdıkları anlaşılmaktadır.
Somut olayda, dosya içerisine sunulan miras taksim sözleşmesinin incelenmesinde;
TMK’nın 676. maddesi hükmüne göre; tapulu taşınmazlara ilişkin paylaşma sözleşmesinin geçerliliği tüm mirasçıların katılımı ile paylaşımın yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Sözleşmenin yazılı olmasına ilişkin şart bir geçerlilik şartıdır ve dosya arasında bulunan tarihsiz senedin tarafların ortak dip miras bırakanlarından kalan taşınmazların paylaşımına ilişkin olduğu ve tüm mirasçıların katılımı ile düzenlendiği açıktır. Ancak, sözleşmede dip muris … mirasçılarından … … ve … …’ün parmak izi, … …’ın ise mühür kullandığı, muhtar ve ihtiyar heyetinin onayının ise olmadığı görülmektedir. Bu durumda, bu tür sözleşmelerin, sözleşme niteliğini kazanması için HUMK’un 297. maddesine göre, şahitlerin yanında muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından tasdiki gerektiğinden ve sözleşmedeki imzalar bir kısım davalılar tarafından itiraza uğradığından, dosyaya sunulan tarihsiz taksim sözleşmesinin usulüne uygun düzenlenmiş taksim sözleşmesi olmadığı açıktır.
Dosyaya sunulan, miras payının devrine ilişkin adi yazılı sözleşmelerin incelenmesinde,
Yazılı olmak koşuluyla miras ortaklığına dahil bir taşınmazdaki miras payının mirasçılar arasında devri için yapılan sözleşmeler geçerlidir. (743 s.lı MK mad.612; 4721 s.lı TMK mad.677) Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların, yazılı olması şartıyla miras paylarını diğer mirasçıya devretmesi mümkündür. TMK’nin 677/2 maddesinde de ” Bir mirasçının üçüncü kişiyle yapacağı böyle bir sözleşmenin geçerliliği, noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır.” düzenlemeleri yer almaktadır. Dava konusu taşınmazların tarafların kök murisi … adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Murisin ölümünden sonra da taşınmaz tapuda intikal görmediğine göre, tereke elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. İster adi, ister noterde resmi şekilde miras payının devri sözleşmesi yapılmış olsun, her iki halde de sözleşme alıcı kişiye paylaşmaya katılma yetkisini vermez, sadece paylaşma sonunda mirasçıya özgülenen payın kendisine verilmesini isteme hakkını sağlar. Yani miras payını devralan kişi terekeye göre üçüncü şahıs durumunda olduğundan mirasçılar arasındaki elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmedikçe iptal ve tescile karar verilemez. Çünkü elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. Somut olayda, davaya konu sözleşmelerin, tarihsiz ve 1969, 1970, 1976, 1977 tarihli oldukları, davacıların dip murisi …’in 05.06.1964, davacıların yakın murisi …’in ( dip muris …’in oğlu) ise 08.03.1996 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacıların yakın murisleri … sözleşme yapıldığı tarihte henüz ölmediğinden, davacıların terekeye karşı 3. kişi konumunda oldukları açıktır. O halde, az yukarıda da açıklananlar ışığında, elbirliği mülkiyetinde mirasçı olmayan bir kişi ile mirasçı arasında yapılan bu şekildeki satışlar geçerli olmadığından ve kimse sahip olmadığı bir hakkı başkasına devredemeyeceğinden davalıların, davacılar … ve …’e yaptıkları satışların geçerli olacağı düşünülemez. Ne var ki; dosya kapsamından, bir kısım davalıların, yargılama aşamalarında, davayı kabul ettikleri anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nin 308 (1086 sayılı HUMK.92.) maddesinde “..kabul, davacının talep sonucuna davalının tamamen veya kısmen muvafakat etmesi …”, HMK.nin 311 (HUMK. 95.) maddesinde ise, “kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.” ifadeleri yer almaktadır. Kabul iradelerini fesada uğratan geçerli bir nedenin varlığı da ileri sürülmediğine göre, davalıların kabul beyanları kendilerini bağlamaktadır. Şu halde, davanın kabul edildiği tarihte, davayı kabul eden mirasçıların davacılar ile birlikte aynı terekede mirasçı oldukları anlaşıldığından, Mahkemece, davayı kabul eden davalıların kabul beyanları göz önünde bulundurularak beyanlarının HMK’nin hükümleri uyarınca geçerli bulunduğu takdirde miras payları yönünden davaya konu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ve tesciline karar verilmesi gerektiği gözönünde bulundurulmalıdır. Mahkemece, bu hususlar düşünülmeden, tüm davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacılar … ve … mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın (2) sayılı bentte açıklanan nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacılar … ve … mirasçıları vekilinin sair temyiz itirazlarının, bir kısım davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 2.037,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine
taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 05.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.