Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2019/6194 E. 2019/17631 K. 09.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6194
KARAR NO : 2019/17631
KARAR TARİHİ : 09.10.2019

MAHKEMESİ : ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAŞKANLAR KURULU

DAVA : Davacı vekili, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin 28/12/2018 tarih, 2018/2200 Esas ve 2018/2895 sayılı ilamı ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin 27/12/2018 tarih, 2018/2482 Esas, 2018/3046 karar sayılı ilamı arasında uyuşmazlık bulunduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi davacı avukatının uyuşmazlık talebini kabul ederek uyuşmazlığın giderilmesi için dosyanın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu’na gönderilmesine karar vermiştir.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu iki ilam arasında uyuşmazlık bulunduğuna, uyuşmazlığın giderilmesi ve içtihat birlikteliğinin sağlanması amacıyla dosyanın Dairemize gönderilmesine karar vermiştir.
Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
I-BAŞVURU
Başvuran davacı …’in vekili Av. …’ın bila tarihli dilekçesi ile; müvekkilinin 12/10/2012 tarihinden itibaren Isparta Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında sosyal yardım ve inceleme görevlisi olarak çalışmakta iken iş sözleşmesi adı geçen vakfın mütevelli heyetinin 01/08/2016 tarih ve 30 sayılı kararı ile feshedildiğini, feshin gerekçesi olarak 667 sayılı KHK’nın 4-g. maddesi olarak gösterildiğini, müvekkili tarafından süresi içerisinde Isparta İş Mahkemesi’nin 2016/352 Esas sayılı dosya ile haksız ve geçersiz nedene bağlı olarak iş akdinin fesh edildiğinin gerekçesi ile işe iade davası açtığını, Isparta İş Mahkemesi tarafından “…feshin 20/07/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ülke genelinde iade edilen olağanüstü hal kapsamında; darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde alınması zaruri olan tedbirler ile bunlara ilişkin usul ve esasları belirlemeye yönelik 677 sayılı KHK’dan alınan yetkiyle yapıldığını ve bahsi geçen KHK maddeleri kapsamında davanın esası hakkında karar verilemeyeceğini, 29/04/2017 tarihli Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren 690 sayılı KHK’nın 56. maddesiyle değişik 23/01/2017 tarihli 685 sayılı KHK’nın geçici 1. maddesinin 3. fıkrası gereğince dava konusu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dava konusu talep hakkında inceleme yapılarak karar verilmek üzere dosyanın olağanüstü hal işlemleri inceleme komisyonuna gönderilmesine dair” kesin olarak karar verildiğini,
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun 22/01/2018 tarih, 184441 sayılı kararı ile ilgili dosyanın Isparta İş Mahkemesine geri gönderilmesi üzerine dosyanın 2018/78 esas numarasıyla kayda alındığını,
Isparta İş Mahkemesi’nin 2018/78 Esas sayılı dosyası ile yargılama sonucunda “… Her ne kadar 09/06/2017 tarih, 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararında işe iade davalarında dava şartı olarak aranan işyerinde akdin feshi tarihinde en az 30 işçinin çalışması kapsamında, 30 işçi sayısının her sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı için ayrı ayrı değerlendirileceğine karar verilmiş ise de; 25/05/2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7144 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde; “Vakıflar 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 34. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce imzalanacak işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi kapsamında işyerleridir” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak içtihadı birleştirme kararının kanunun yürürlük tarihinden sonra uygulanmasının mümkün olmadığının, söz konusu kanundaki düzenleme konusunca dava şartı olan 30 işçi sayısının Türkiye genelindeki Tüm sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tek işyeri kabul edilerek tespit edilmesi gerektiği kanaatine varılarak” bu şartında davada gerçekleştiği kabul edilmiş ve davanın kabul edilerek feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine karar verildiğini,
Isparta İş Mahkemesi’nin kararını davalı Isparta Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından istinaf edildiğini, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 28/12/2018 tarih, 2018/2200 Esas, 2018/2895 Karar sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararına da dayanak olan ve istinafa cevap dilekçesinde de vurguladığı gibi “25/05/2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7144 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde; “Vakıflar 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 34. maddesininin 2. fıkrası hükmüne göre T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce imzalanacak işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi kapsamında işyerleridir” şeklindeki yasal düzenleme dikkate alınmadan “…Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 09/06/2017 tarih, 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı ilamı dikkate alındığında ve davalı vakıf bünyesinde davacının iş akdinin fesih tarihinde çalışan sayısının 30’un altında olduğunun anlaşılmakla 4857 sayılı Yasa’nın 18/1 maddesinde düzenlenen dava şartının eldeki dosyada bulunmadığı” gerekçesiyle Isparta İş Mahkemesi’nin 2018/78 Esas, 2018/360 sayılı kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verildiğini,
Konuyla alakalı olarak müvekkili ile birlikte aynı vakıfta çalışmakta iken aynı gerekçe ile iş akdi feshedilen diğer işçiler arasında yer alan davacının Isparta İş Mahkemesi’nde 2018/74 Esas sayılı dosya ile açmış olduğu işe iade davasından da ilk derece mahkemesi tarafından dosyada belirtilen gerekçelerle işe iade yönünden karar verildiğini, ilgili karara karşı davalı tarafa yapılan istinaf başvurusu bu kez Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 27/12/2018 tarih, 2018/2482 Esas, 2018/30046 Karar sayılı kararı ile reddedildiği, bu dava yönünden 10. Hukuk Dairesi, 9. Hukuk Dairesinin kararının tersine, işyerinde çalışan işçi sayısı bakımından 30 sayısını ve dava şartının davacının sağladığını kabul ederek davalının bu yönleri amaçlayan istinaf talebini esastan ve kesin olarak reddedildiğini, böylece davacının davalı kurum nezdinde 26/02/2019 tarihinde işe başladığını, aynı işyerinde çalışmakta iken aynı gerekçe ile iş akdi fesh edilen ve aynı ilk derece mahkemesinde aynı nitelikte haklarında hüküm kurulan iki davacı hakkında Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ve 10. Hukuk Daireleri arasında ortaya çıkan görüş ayrılığından kaynaklı iki ayrı kesin hüküm kurulduğunu, bu durumun adil yargılama hakkını ihlali niteliğinde olduğunu, ayrıca Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemeleri Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35. ve diğer ilgili maddeleri uyarınca hüküm uyuşmazlığının ortaya çıktığının Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen hüküm doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesine dair karar verilerek uyuşmazlığın giderilmesine yönelik karar verilmesini talep etmiştir.
II-UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARLARI:
A)ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİNİN 28/12/2018 TARİHLİ VE 2018/2200 E., 2018/2895 K. SAYILI KARARI
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince;
“6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi kapsamında dosya incelendiğinde; Yargıtay İçtihatı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 09.06.2017 tarihli 2016/3 esas 2017/4 karar sayılı ilamı dikkate alındığında ve davalı vakıf bünyesine davacının iş akdinin feshi tarihinde çalışan sayısının 30’un altında olduğu” gerekçesiyle,
“I- Davalı/vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilmesine,
1-Davanın USULDEN REDDİNE,” karar verilmiştir.
B)ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİNİN 27.12.2018 TARİHLİ VE 2018/2482 E., 2018/3046 K. SAYILI KARARI
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince;
“Dairemizce dosya üzerinde ileri sürülen istinaf nedenleri ve HMK’nın 355. Maddesi gereği resen kamu düzenine aykırılık yönünden yapılan inceleme neticesinde:
Davacı tanığı A.A.’nın 25/12/2016 tarihli yeminli beyanında “Halen davalı Isparta Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında Vakıf Müdürü olarak çalıştığını, vakıf mütevelli heyetinin aldığı kararlar davacı ile birlikte 8 işçinin FETÖ ile ilişkisi olduğu iddiası ile iş akdinin feshine karar verildiğini, kendisinin 2005 yılından itibaren vakıf müdürlüğü yaptığını, davacının söz konusu yapı ile bağlantılı olduğuna dair bir emare görmediğini, kendisine bu yönde yansıyan bir hareketin olmadığını, mütevelli heyetinin hangi gerekçe ile davacının bu yapıya mensup olduğuna kanaat getirdiği konusunda bilgi sahibi olmadığı” yönünde beyanda bulunduğu, yine davacı tanığı M.N.Ö’nün aynı tarihli oturumdaki yeminli beyanında: “Kendisinin mahalle muhtarı olduğunu. 44 mahalle adına davalı vakıfta temsilcilik yaptığını, feshe dayanak olan mütevelli heyeti kararında imzasının olduğunu, bu kararın alındığı tarihten iki hafta önce yapılan toplantıda vali yardımcısının kendilerinden bu örgüte üye olan kişilerin isimlerini bildirmesini istediğini, kendilerinin de vakıfta bildikleri bu şekilde bir kişi olmadığını söylediğini, vali yardımcısının bu toplantıda müdür A.A ile diğer görevli U.K.’yı dışarı çıkardığını, ondan sonra bu yönde bir soru sorduğunu, iki hafta sonra yapılan toplantıda vali yardımcısının elinde bir liste ile geldiğini, bu listedeki 8 kişinin ismini saydığını, davacının da bu 8 kişilik listede isminin olduğunu, ancak bu listenin nasıl oluşturulduğunun kendilerine açıklamadığını, sadece vali beyin önünde istihbarat raporlarının olduğunun söylediğini, vakıf müdüründen davacının örgüte üye olup olmadığı hususunun sorulduğunu, müdür beyin de bu yönde hiçbir şey görmediğini söylediğini, üyelerden A.T’nin kararı imzalamak istemeyince vali yardımcısının sonuçlarına katlanırsın dediğini, bu şekilde tüm üyelerin kararı imzaladığını, kendisinin davacının bu örgüte üye olduğuna dair bir emare görmediğini” beyan ettiği anlaşılmış olup, davacının işe alındığı tarihte aynı mütevelli heyetinin görev başında olduğu, valilikte bulunduğu söylenen istihbarat raporu ve dayanağı delillerin dosyaya sunulmadığı ve mahkemece yaptırılan tahkikat sonucunda il emniyet müdürlüğü tarafından düzenlenen araştırma tutanağında davacının adı geçen örgüte üye olduğuna ilişkin herhangi bir delil tespit edilemediği, bu nedenle Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davacı hakkında takipsizlik kararı verildiği. Yargıtay H.D’nin 28/03/2018 gün ve 2017/24765E. 20I8/6824K sayılı kararı ile 22. H.D.’nin 14/11/2018 gün ve 2018/13191 E. 20I8/24404K sayılı ilamları da gözetildiğinde mahkemenin işe iade kararının isabetli olduğu görülmekle: ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekmeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle,
“Davalı tarafın istinaf başvurusunun HMk 353/l-b-l maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,” karar verilmiştir.
III-ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULUNUN 26/06/2019 TARİH 2019/5 SAYILI KARARI:
9. Hukuk Dairesinin 28/12/2018 tarih, 2018/2200 Esas, 2018/2895 Karar sayılı kararında; Davacı …’in vekili Av. Gamze Budak’ın yukarıda özetlenen dilekçesinde belirttiği hususlar doğrultusunda; 6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi kapsamında; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 09/06/2017 tarihli 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı ilamı dikkate alındığında ve davalı vakıf bünyesinde davacının iş akdinin fesih tarihinde çalışan sayısının 30’un altında olduğu anlaşılmakla 4857 sayılı Yasa’nın 18/1 maddesinde düzenlenen dava şartının eldeki dosyada bulunmadığı kanaatine varılarak HMK’nın 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine oy birliği ile kesin olarak karar verildiği,
10. Hukuk Dairesinin 27/12/2018 tarih, 2018/2482 Esas, 2018/3046 sayılı kararında; Davacı …’un vekili Av. …’in dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı vakıfta 12/02/2013 tarihinden 05/08/2016 tarihine kadar Yardımcı hizmet elemanı olarak çalıştığını, iş akdinin fesh edilmesi hakkında savunmasının alınmadığını, feshe dayanak somut bir olay yahut bir durumdan bahsedilmediğini, İş Kanunu’nun 18. maddesi gereğince işveren fesih için işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından veya işletmenin iş yönünün veya işin gerekliliklerinden faydalanan geçerli bir sebebe dayanmak zorunda olması gerektiğinden, dava konusu bu fesihte işveren kanunda sayılan nedenlere dayanmadığını, davalı vakıfta aynı iş kolunda çalıştırdığı işçi sayısının 30’un üzerinde olduğunu, davacı tanıklarının beyanlarında davacının 8 işçiyle birlikte FETÖ ile ilişkisi olduğu iddiasıyla iş akdinin feshine karar verildiğini, davacının söz konusu yapı ile bağlantılı olduğuna dair bir emare görmediklerini, tanıklardan M.N.Ö’nün yeminli beyanında davacının 8 kişilik FETÖ üyesi olduğu listede isminin olduğunu, bu listenin nasıl oluşturulduğunu bilmediğini ve davacının bu örgüte üye olduğuna dair bir emare görmediği beyan ettiğini, Mahkemece yapılan tahkikat sonucunda il emniyet müdürlüğü tarafından düzenlenen araştırma tutanağında davacının adı geçen örgüte üye olduğuna dair herhangi bir delil tespit edilemediği, bu nedenle Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davacı hakkında takipsizlik kararı verildiğini, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28/03/2018 gün ve 2017/24765 Esas, 2018/6824 Karar sayılı kararı ile 22. Hukuk Mahkemesinin 14/11/2018 gün ve 2018/13191 Esas, 2018/24400 Karar sayılı ilamları doğrultusunda mahkemenin işe iade kararının isabetli olduğu görüldüğü, yerel mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, HMK.nun 353/1-b.1 maddesi gereğince davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine oybirliği ile kesin olarak karar verildiği,
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun görüşü; İstek Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. ve 10. Hukuk Dairesinin iki kararı arasındaki içtihat aykırılıklarının giderilmesine yöneliktir.
Hukukumuzda iş güvencesi hükümleri 4857 Sayılı İş Kanununun 18. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanunun 18. maddesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açılabilmesi için diğer koşullar yanında o işyerinde çalışan sayısının en az 30 kişi olması koşulu da getirilmiştir.
İçtihat aykırılığına konu hukuki olgu, olay ve sürecin gelişimi şöyledir:
1-İçlerinde istek sahibi davacılar …’in de bulunduğu, davalı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının bir kısım çalışanlarının iş sözleşmeleri 05/08/2016 tarihinde feshedilmiştir.
2-Davacılar tarafından açılan ve Isparta İş Mahkemesinin 2018/74 ve 2018/78 Esas sırasında görülen davalar sonunda feshin geçersizliğinin tespitine ve davacıların işe iadelerine karar verilmiştir.
3-İş bu kararların istinafı üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş,
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince ise 09/06/2017 tarih ve 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı gerekçe gösterilerek davalı vakıf bünyesinde çalışan sayısının 30 kişinin altında olduğu gerekçesi ile kabule ilişkin ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
4-Yukarıda üçüncü bentte sözü edilen içtihadı birleştirme kararından önce Yargıtay 9. Hukuk Dairesince Türkiyedeki tüm Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanlarının sayısı itibariyle 30 işçi koşulunun gerçekleştiği kabul edilirken, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince ise sadece davalı vakıf bünyesinde çalışan sayısının gözetilmesi gerektiği kabul edilmekteydi.
5-Nihayet 25/05/2018 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak meriyet kazanan 7144 Sayılı Kanunun 7. maddesiyle 3294 Sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun 7. maddesine bir fıkra eklenerek “Vakıfların 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 34. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardım Genel Müdürlüğünce imzalanacak işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işyerleridir.” hükmü getirilmiştir.
Bu açık yasal düzenleme karşısında mezkur içtihadı birleştirme kararı değerini yitirmiştir. Artık 30 işçi sayısının tespitinde Türkiyedeki tüm Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanlarının dikkate alınması kaçınılmaz olmuştur.
İş sözleşmelerinin fesih tarihinin 05/08/2016, İçtihadı birleştirme kararı tarihinin 09/06/2017, ilk derece mahkemesi karar tarihlerinin 01/06/2018 ve 26/06/2018, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihlerinin 27/12/2018 (10. Hukuk Dairesi) ve 28/12/2018 (9. Hukuk Dairesi) olduğu dikkate alındığında Başkanlar Kurulumuzun çoğunluk görüşü içtihat aykırılığının Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 27/12/2018 tarih, 2018/2482 Esas, 2018/3046 Karar sayılı kararı doğrultusunda giderilmesi yolunda olmuştur.
İki üye 9. Hukuk Dairesi kararı doğrultusunda görüş bildirmiş ancak kurulumuz çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiş, uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı kanunun 35/3. maddesi uyarınca Yargıtay ilgili Dairesine gönderilmesi uygun görülmüştür.
D) KARAR :
Yukarıda açıklanan durum, mevzuat hükümleri, bu hükümleri yorumlayan yargısal kararlar ve dosya kapsamları birlikte değerlendirildiğinde;
1) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 28/12/2018 tarih, 2018/2200 Esas, 2018/2895 Karar sayılı kararı ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 27/12/2018 tarih, 2018/2482 Esas, 2018/3046 Karar sayılı kararlarında dava konusunun Tespit-İş (Sendika Yetkisinin Tespiti İstemli) olduğu,
2) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 28/12/2018 tarih, 2018/2200 Esas, 2018/2895 Karar sayılı kararı ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 27/12/2018 tarih, 2018/2482 Esas, 2018/3046 Karar sayılı kararları arasındaki işe iade konusu yönünden 10. Hukuk Dairesi tarafından 30 işçi sayısı aynı işyeri için sağlanmış olduğu kabul edilerek ilk derece mahkemesinin işe iade kararının onanması, 9. Hukuk Dairesinin aynı işyeri için 30 işçi sayısına dair dava şartının bulunmadığına yönelik mevcut kesin kararlarla ilgili UYUŞMAZLIK BULUNDUĞUNA,
3) Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 26/06/2019 tarihli gündeminde yapılan müzakerede yukarıda belirtilen Başkanlar Kurulu kararının görüşü doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesi ve içtihat birlikteliğinin sağlanması amacıyla 5235 Sayılı Adli Yargı İlk derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkilerini düzenleyen kanunun 35/3. maddesi uyarınca ilgili bilgi ve belgelerin eklenerek kararın bir örneğinin YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
26/06/2019 tarihinde 7. Hukuk Dairesi Başkanı Kadir SARICALAR ile 9. Hukuk Dairesi Başkanı Şule BULAT’ın muhalefeti ve oy çokluğu ile karar verildi.
IV- YARGITAY KARARI GEREKÇESİ
Uyuşmazlığın giderilmesindeki asıl sorun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında çalışan davacıların açtıkları işe iade davasında 30 işçi sayısı koşulunun Türkiye’deki tüm Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarındaki çalışan işçi sayısına göre belirlenip belirlenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV), 14.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kurulmuş olup kanunda düzenlenen sosyal yardım şeklindeki kamu hizmetinin gerçekleştirilmesinde de görevli kurum T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’dır.
Bu amaçla il ve ilçelerde kurulun Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının iş ve işlemleri Bakanlığın görevleri ve idari teşkilatlanması içerisine alınmıştır. T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün görev alanına giren ve bir kamu hizmeti niteliğindeki sosyal yardım faaliyetleri taşra örgütü şeklinde faaliyette bulunan vakıflar aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Merkezi yetkinin yerindelik ilkesi gereği kamu kurumu ve kuruluşu tarafından özel hukuk hükümlerine tabi olduğu açıklanan vakıflar aracılığı ile yerine getirilmektedir. Ancak özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olmasının kamu kuruluşu ve bağlı kurum olmasını ortadan kaldırmamaktadır.
T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün ve alt birimi olan Vakıf Hizmetleri Daire Başkanlığının, vakıflar üzerinde yönetim ve denetim yetkileri bulunmaktadır.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, vakıf tüzel kişiliği olarak kurulmuş olsalar da sosyal yardımların ülke genelinde yürütülmesi ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının taşra örgütü gibi faaliyet göstermektedir ve idari örgütlenme olarak Bakanlık teşkilatı içerisinde yer almaktadır.
Vakıflarda çalışan işçilerin işe giriş, işten çıkış gibi kimi özlük işlemleri Vakıf Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan işçiler üzerinde yönetim yetkisi bulunmaktadır, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları işyerlerinde işveren sıfatına ilişkin yetkiler T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından kullanılmaktadır.
Vakıflarda çalıştırılacak personelin sayısı ve unvanları, taşıması gereken nitelikleri norm kadro uygulaması adı altında fon kurulu kararı ile Bakanlık sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü tarafından belirlenmekte, işe alınacak personel genel müdürlüğün işlemleri ve onayı ile işe başlatılabilmekte ve tip sözleşmeler imzalatılmakta, çalışma koşulları Genel Müdürlük tarafından belirlenmektedir. Genel Müdürlüğün Vakıf personeli üzerinde yönetim yetkisi bulunmaktadır.
Açıklanan bu süreçten sonra Medeni Kanuna göre tüzel kişilik kazanan Vakıflar ile kanun ile kurulan Sosyal Yardımlaşma Vakıflarının farklarına değinmek gerekir.
1.Genel olarak Vakıflar (Gönüllülük ve rıza aranırken), Vakıf senedi veya vasiyetle kurulurken, SYDV yasa ve devlet eliyle kurulmuştur.
2.Vakıflarda yönetim organı oluşumunda serbestlik ve yapılan iş karşılığı ücret alma yokken, SYDV organları yasa ile saptanmış ve belli görevlere atananlar vakıf yöneticisi olurken, ücret olarak her toplantı başına huzur hakkı belirlenmiştir.
3.Vakıflarda görev almak, istek yanında belirli şartlara bağlandığı halde SYDV yöneticiliği belli makamlara bırakıldığından, bu görevlere atanmak veya işten ayrılmak kamu görevinden ayrılmakla bir tutulmuştur.
4.Vakıflar vakfedenin isteği ile tescil edilirken, SYDV tescil görevi mahallin en büyük mülki amirine verilmiştir.
5.Vakıflar amaçlarına uygun mal varlığı ile kurulurken, SYDV sembolik bir malvarlığı ile kurulmakta ve kamu bütçesinden sürekli giderleri karşılanmaktadır(Çalışanların ücretleri dahil, Bütçeden önce fona(3294 sayılı Madde 4.),sonra vakfa).
6.Vakıflarda, vakfın amacı, yönetimi ve malların değiştirilmesi belirli prosedürlere uyularak Mahkeme kararı ile gerçekleştirilirken, SYDV de amaç, yönetim ve kuruluş mallarının değiştirilmesi TBMM tarafından ve yasayla yapılmaktadır.
7.Vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünce denetlenirken, SYDV İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 5. Maddesine göre T.C. İçişleri Bakanlığı ile T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri hakkında 633 sayılı KHK ile adı geçen bakanlık tarafından da denetime tabi tutulmaktadır.
Tüm bu maddi ve hukuki olgulara göre Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının kamuya bağlı ve kamu yetkilerini kullanan bir kuruluştur. 6772 sayılı Kanunu 1/A.3 maddesi uyarınca sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar kanun kapsamındadır. Bütçeden ayrılan ödenek nedeni ile sermayesi devlete ait kurumdur.
7144 sayılı Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 7. maddesine eklenen fıkra ile “Vakıfların, 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 34’üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce imzalanacak işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi kapsamında işyerleri” olduğu belirtilmiştir. Bu madde 25.05.2018 tarihli resmi gazete ile yürürlüğe girmiştir. Madde gerekçesinde de açıkça “Madde ile 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 34’üncü maddesinin ikinci fıkrasında bahsi geçen kamu kurum ve kuruluşlarının aynı işkolundaki birden çok işyerlerinde toplu iş sözleşmesinin ancak işletme düzeyinde yapılması gerektiği hükmü uyarınca, Vakıfların, mevzuattaki ilgili diğer düzenlemeler aynı kalmak ve sadece toplu iş sözleşmesi kapsamıyla ilgili olmak üzere, T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce veya yetkili kıldığı işveren sendikasınca imzalanan işletme toplu iş sözleşmesi kapsamındaki kamu işyerleri olduğu ve bu nedenle düzenlendiği açıkça belirtilmiştir.
Kanun gerekçesi, madde metni ve 6356 sayılı Yasa’nın 2/h ve 34/2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde;
Değişiklik ile Vakıfların, işletme toplu iş sözleşmesi kapsamındaki önceden beri kamu işyerleri olup, İşverenin Bakanlığın Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü olduğu kabul edilmiştir.
Bu kanuni düzenleme sonucunda;
SYD Vakıfları işçi-işveren ilişkileri açısından;
-Kurulduklarından bu yana kamu işyeridir. Kaynağını Anayasa’dan alan ve kanun ile kurulan her kuruluş, özel hukuk hükümlerine tabi tutulsa bile idare ve kamu hukuku açısından kamu işyeridir.
-Toplu İş Sözleşmesi imzalama yetki ve tekeli T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğüne verildiğinden KANUN GEREĞİ İŞVEREN BU GENEL MÜDÜRLÜKTÜR.
-Toplu İş Sözleşmesinin kamu kuruluşlarına özgü şekilde İŞLETME DÜZEYİNDE yapılması zorunlu olduğundan, İl ve İlçelerde kurulan SYD Vakıfları işletmenin parçalarıdır.
-SYD Vakıfları işçi-işveren ilişkileri açısından BAĞIMSIZ İŞYERLERİ DEĞİLDİR.
-Toplu İş Sözleşmesi işletme düzeyinde yapılacağından ve SYD Vakıfları işçi-işveren ilişkileri açısından BAĞIMSIZ olmadıklarından, iş güvencesi açısından da 30 işçi koşulu tüm vakıf çalışan sayısına göre belirlenecektir ki, tüm vakıf çalışanlarının sayısı 9.000 in üzerindedir.
Sonuç olarak;
7144 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile yapılan düzenleme sonucunda 09/06/2017 gün ve 2016/3 Esas 2017/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hükümsüz kalmıştır.
Kaldı ki, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi için “fesih bildiriminin yapıldığı tarihe” göre işyerinde 30 ve daha fazla işçi çalıştırılması şartı aranmakta olup, hüküm uyuşmazlığına konu davaların açıldığı 22.08.2016 ve 23.08.2016 tarihlerinde de mezkûr İçtihadı Birleştirme kararı bulunmadığı gibi bu tarihlerdeki Dairemiz müstekâr içtihatları da Ülkemizdeki tüm sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında çalışan sayısına göre 30 işçi sayısının belirlenmesi yönündedir.
Dolayısıyla hüküm uyuşmazlığına konu davaların açılış tarihi itibariyle 30 işçi sayısının tüm sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında çalışan sayısına göre belirlenmesine engel hukukî bir düzenleme veyahut bağlayıcı bir yargısal içtihat bulunmadığı gibi, daha sonra yürürlüğe giren 7144 sayılı Kanun ile de açıkça işletme düzeyinde Toplu İş Sözleşmesinin bağıtlanmasının kabul edilmesi ve kanun gerekçesinde de düzenlemenin kamu işyeri olması nedeni ile getirildiğinin belirtilmesi karşısında 09/06/2017 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının da hükümsüz kaldığı gözetildiğinde, mahkemelerin karar tarihleri itibariyle de iş güvencesi açısından 30 işçi sayısının belirlenmesinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında çalışan işçilerin tamamının dikkate alınması gereklidir.
Açıklanan nedenlerle hüküm uyuşmazlıklarına konu davalarda Türkiye’deki tüm Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarındaki çalışan işçi sayısı dikkate alındığında 30 işçi şartının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacıların iş güvencesi hükümlerinden yararlanması gerektiğinden, uyuşmazlığın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin kararı doğrultusunda giderilmesine karar verilmiştir.
V-SONUÇ
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkilerini Düzenleyen Kanun’un 35’inci maddesine dayalı olarak; başvuru konusu uyuşmazlıklarda Türkiye’deki tüm Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarındaki çalışan işçi sayısı dikkate alınarak 30 işçi şartının belirlenmesi gerektiğine ve uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 09.10.2019 günü oybirliği ile karar verildi.