YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/4951
KARAR NO : 2018/10346
KARAR TARİHİ : 15.10.2018
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5809 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK’nin “ön ödeme” başlıklı 75.maddesinde, “…(1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili;
a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,
b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için otuz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,
c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını,
Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarı yarı oranında artırılır.
(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.
(3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır…” şeklindeki düzenlemeyle, soruşturma ve kovuşturma aşamasında, sanığa yapılacak ön ödeme ihtarının usulü, içeriği ve buna uyulması halinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verileceği veya kamu davasının düşeceği açıkça belirtilmiştir.
Yukarıda yer alan düzenlemede, soruşturma veya kovuşturma aşamasında, atılı suçun ön ödeme kapsamında kalması halinde; öngörülen adli para cezasının alt sınırından ve o aşamaya kadar yapılan masraflardan hesaplanacak olan miktarda, ödenmesi veya ödenmemesi halinde hukuki sonuçları da anlatan ön ödeme ihtarı içeren bildirimin, savcılık veya mahkeme tarafından yapılacak tefhim veya tebliğden itibaren, ödeme için Kanun’da öngörülen 10 günlük süre verilmesi suretiyle yapılması gerektiği anlatılmış, ancak bu düzenlemede bu yetkinin adli kolluk amiri veya memuruna devredilebileceğine, bu birimler tarafından yapılabileceğine dair bir düzenleme konulmamıştır.
Kanunun bu hususta düzenleme yapmamış olması, adı geçen makamların dışında ön ödeme tebligatı yapması için başkaca hiçbir birime görev ve yetki vermediği anlamına gelmektedir. Buna göre ön ödeme kapsamında kalan suçtan dolayı, yapılacak ön ödeme işlemlerinin bizzat Cumhuriyet Savcısı veya Mahkemece yapılması Kanun’dan kaynaklı bir gerekliliktir.
Sanık hakkında açılan kamu davasına esas 5809 sayılı Kanun’un 56/4 maddesi yollamasıyla ceza hükmü içeren aynı Kanun’un 63/10 maddesi ikinci cümlesi, “…ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarına aykırı hareket ederek bu işi bizzat yapanlar elli günden yüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır…” hükmünü amirdir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda bakılacak olursa;
5809 sayılı Kanun’un 56/4. maddesi göndermesiyle 63/10. Gereği uygulanması öngörülen adli para cezasının 50 günden başladığı, sanığın ödemesi için öngörülen ön ödeme miktarının, TCK’nın 52. maddesindeki alt sınıra göre 20 TL’den öngörülen süreyle çarpılması sonucu hesaplanacak 1000 TL olması gerekirken savcılık tarafından 2000 TL olarak hesaplanması, ayrıca savcılık tarafından hazırlanan ön ödeme tebliğinin adli kolluk vasıtasıyla sanığa tebliği sırasında evrakta yazılı 2000 TL’yi, tebliğden itibaren 1. gün içinde ödemesi gerektiğinin ihtar edilmesi, dolayısıyla hatalı hesaplanan ve hatırlatılması gereken süresi bakımından geçersiz ön ödeme bildiriminin, soruşturma ve kovuşturma şartını yerine getirmediği gözetilmekle, mahkemece TCK’nin 75. maddesi gereği hakim tarafından hesaplanacak ön ödeme tutarının süresi içinde ödenmesinin, tüm sonuçlarıyla birlikte sanığa bildirilmesiyle kovuşturmaya devam edilmesi gerekirken anılan işlem yapılmadan beraat hükmü kurulması,
Kabule göre de;
Sanığın, 5809 sayılı Kanun’un 56/4. maddesi kapsamında “…işletmeci veya adına iş yapan temsilcisi…” sıfatıyla, yine aynı maddede geçen “…Abonelik tesisi veya işlemi yapma, gerçeğe aykırı evrak düzenleme, değişiklik yapma ve bu evrakları kullanma…” fiillerini işlediği ve sahte abonelik tesisi gerçekleştirdiğinin iddia edilmesi, buna göre dosyada mevcut abonelik sözleşmesinde, sanığın sahibi olduğu şirketin alt bayi olarak kaşesinin bulunması karşısında, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye kısmen uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 15.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.