Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2016/11760 E. 2016/13985 K. 19.10.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/11760
KARAR NO : 2016/13985
KARAR TARİHİ : 19.10.2016

Nitelikli hırsızlık suçundan sanık …’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 493/1, 522/1 ve 81. maddeleri uyarınca 14 sene hapis cezası ile cezalandırılmasına dair … Asliye Ceza Mahkemesinin 24/09/2004 tarihli ve 2004/22-289 sayılı kararının infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, sanığın 5237 sayılı Kanun’un 142/1-b, 143. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesinin 21/06/2005 tarihli ve 2004/22-289 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 11/06/2016 gün ve 7412-2016 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/06/2016 gün ve 2016/262246 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12/09/2006 tarihli ve 2006/359-7944 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede,
Dosya kapsamına göre,
1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe kanun tespit edilip, bu kanunun uygulanması herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, delil toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması imkanı sonraki kanun ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden, dosya üzerinden karar verilmesinde,
2- Müştekiye ait ev penceresinin zorlanmak suretiyle içeri girilerek hırsızlık yapılması olayında, 5237 sayılı Kanun uygulandığında hırsızlık dışında, konut dokunulmazlığını ihlâl ve mala zarar verme suçlarından da değerlendirilme yapılması gerekeceğinin gözetilmeyerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında,

3-Dosya kapsamına göre, her ne kadar sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun lehe olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ve sanığın cezasının aynı Kanun’un 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” ile 3. fıkrasındaki “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenlemelere nazaran, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06/10/2006 tarihli ve 2006/7387 esas, 2006/7351 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunmayan 5237 sayılı Kanun’un 58. maddesi uyarınca cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık hakkında 765 sayılı TCK’nın 493/1-son, 522 ve 81/2. maddeleri gereğince 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair 24.09.2004 tarihli kararın kesinleşmesinden sonra infaz aşamasında, Cumhuriyet savcılığının uyarlama talebi üzerine mahkemece davanın ele alınıp, duruşma açılmadan evrak üzerinde 21.06.2005 tarihli ek kararla dosya üzerinden uyarlama yaparak 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 143 ve 58. maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay hapis cezası ile mahkumiyete karar verildiği, evrak üzerinde karar verilmesinin temyiz kabiliyetini ortadan kaldırmayacağı ve hükmün temyizi kabil olduğu, temyizi kabil olan kararda yasa yolu bildirimi hatalı yapılarak yanıltmaya neden olunması nedeniyle ek kararın usulüne uygun kesinleşmediği ve sonraki tüm işlemlerin hukuken geçersiz olduğu belirlenmekle, kesinleşmemiş kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından, 21.06.2005 tarihli kararın temyiz yasa yolu bildirimi ile hükümlüye tebliğ edilip, usulüne uygun olarak kesinleştirildikten sonra yeniden kanun yararına bozma isteminde bulunulması mümkün olup, (…) Asliye Ceza Mahkemesinin henüz kesinleşmeyen 21.06.2005 gün ve 2004/22 E., 2004/289 K. sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 19.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.