YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/28362
KARAR NO : 2016/19534
KARAR TARİHİ : 26.10.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davalıyla ortak kök murisleri … ait taşınmazın, ortaklığın giderilmesi suretiyle satışı sonucu davalı adına tescil olduğunu ancak akabinde kendi murisleri … ile davalı arasında 01.09.2000 tarihli anlaşma protokolü imzalandığını, buna göre murisleri … bu taşınmazın 1/3 bedelini davalıya ödediğini, ancak davalının taşınmazı 24.04.2012 tarihinde üçüncü kişiye devrettiğini ileri sürerek, satış tarihi itibariyle taşınmazın değerinin tespitiyle, paylarına düşen bedeli istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, davacının alacak talebinin kısmen kabulü ile 206.480,00 TL’nin taşınmazın satış tarihi olan 24/04/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile miras hisseleri oranında davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki, davaya konu taşınmaz tapulu olup, tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (EMK.634 yeni M.K. 706, BK. 213, Tapu Kn. 26 ve Noterlik Kn. 60. md.leri) O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davacıların murisi … ile davalı arasında tanzim edilen 01.09.2000 tarihli harici satım sözleşmesi ile davalıya ödenen bedelin akdin ifasının imkansız hale geldiği, taşınmazın 3. kişiye satıldığı 24.04.2012 tarihinde ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi gerekir. Dairemizin yerleşik içtihatları uyarınca alım gücünün belirlenmesinde enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmaktadır. Dairemiz yerleşik içtihatlarında belirtilen ekonomik etkenler sınırlı olarak sayılmamıştır. Denkleştirici adalet ilkeleri ile geçersiz sözleşmelerin tasfiye edilmesindeki amacın adalet ve hakkaniyet duygularını zedelemeyecek bir sonucun elde edilmesi olduğu hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Öyle olunca, dava konusu taşınmazın bulunduğu yöredeki emsal taşınmaz fiyatları ve borsa endeksi de kullanılarak ödenen bedelin 24.04.2012 tarihinde ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi ayrıca banka mevduat faizlerininde yıllar itibariyle Merkez Bankasından sorulmak suretiyle ekonomik kriterlere dahil edilmesi ve yine her yıla ait nemaların ve artışların yıllar itibariyle ana paraya eklenerek hesaplanması bu konuda uzman bilirkişi kurulu oluşturulmak suretiyle rapor alınması ve raporların taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli olması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı lehine BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılardan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 862,00 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.