YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/833
KARAR NO : 2014/1086
KARAR TARİHİ : 27.01.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti,vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi,basılı evraklarının,kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Katılanla sanık … Kirpiksiz’in tanıştıktan sonra, sanığın, Çorum ilinde bulunan katılana ait arsayı satmak için müşteri bulacağını, bunun için de vekaletname gerektiğini söylemesi
üzerine, katılanın, sanığa 20.01.2006 tarihinde … Noterliği’nde vekaletname verdiği, katılanın kardeşi …’un, sanığın, katılandan aldığı genel vekaletnameye istinaden İzmir’de bulunan daireleri ve dükkanı satmaya çalıştığını öğrenmesi üzerine, katılanın vekaletnameyi birinci kez iptal ettirdiği, sanığın, bir süre sonra tekrar katılanın yanına giderek, yine genel vekaletname gerektiğini belirtmesi üzerine, katılanın … Noterliği’ne giderek vekaletname verdiği, yine sanığın, bu vekaletname ile katılanın İzmir’deki taşınmazlarını satmaya çalışması üzerine vekaletnamenin ikinci kez iptal edildiği, sanığın, katılanın yaşlı olması ve gözlerinin iyi görmemesini fırsat bilerek Çorum ilindeki tarlayı sattığını, fakat parasını alabilmek için vekaletnameye ihtiyacı olduğunu belirterek, katılandan … Noterliği’nde 20.06.2006 tarihinde üçüncü kez genel vekaletname aldığı, sanığın, hile ile aldığı bu vekaletname ile katılana ait İzmir ili Balçova ilçesi … pafta, … ada, … parselde bulunan bir dükkan ve üç daireden oluşan apartmanı, sanık …’e 27.06.2006 tarihinde bedelinden daha düşük bir fiyatla, toplam 415.000 TL’ye sattığı, sanık …’in aldığı bu taşınmazlardan bir dükkan ve iki adet daireyi, satın aldıktan bir gün sonra 28.06.2006 tarihinde, diğer sanıklar …, … ve …’ya ayrı ayrı sattığı, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek, katılanı kandırmak suretiyle haksız menfaat temin ederek nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
Sanık …’in, katılandan vekaletname almadan önce, katılanla birlikte hastaneye giderek rapor aldırdığı, psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen bu rapora göre, katılanın temyiz kudretinin bulunduğunun belirtildiği, suç tarihinde altmış sekiz yaşında olan sanığın, yaptığı işlemlerin hukuki sonuçlarını algılayamadığına dair bir delil bulunmadığı gibi sanık …’in, katılanın, işlem ehliyeti olup olmadığını bilme imkanının da olmadığı, zaten katılanın algılama yeteneğinin bulunmaması halinde, ortada fesada uğratılacak bir iradenin de olmayacağı, buna rağmen devir yapılması halinde, olayın hukuk mahkemelerinde çözümlenmesinin gerekeceği, somut olayda böyle bir iddianın da olmadığı, sanığın, katılanın serbest iradesiyle verdiği vekaletname çerçevesinde taşınmazları sanık …’ya 415.000 TL’ye sattığı, bu iş karşılığı katılandan 5.000 TL komisyon aldığı ve katılanın sanığı ibra ettiği, yapılan bilirkişi incelemesine göre, taşınmazların suç tarihindeki değerinin yaklaşık olarak 495.000 TL olduğunun tespit edildiği dikkate alınarak, yapılan satımlar ile gerçek değer arasında aşırı bir fark bulunmadığının ortaya çıktığı, bu nedenle sanık … ile katılan arasındaki ilişkinin hukuki kapsamda bir vekalet ilişkisi olduğu, sanık …’in, dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğine dair delil bulunmadığı, diğer sanıkların da, katılanla hiç görüşmedikleri, sanık …’nın tapu kaydı ve vekaletnameyi inceledikten sonra bu kayıtlara güvenerek rayiç bedele yakın bir fiyatla taşınmazları satın aldığı, daha sonra da, kredi çekmesi ve oluşan faiz yükü nedeniyle zararının çok olacağını düşünerek, aldığı üç daireden ikisini ve dükkanı diğer sanıklara sattığı, bu sanıkların, eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek katılan aleyhine haksız menfaat temin ettiklerine dair mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanıkların tapuya ve vekaletnameye güvenerek taşınmazı satın aldıkları dikkate alınarak dolandırıcılık suçun unsurlarının oluşmadığı ve yeterli delil bulunmadığı gerekçelerine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 27/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.