Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/8142 E. 2014/1094 K. 27.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8142
KARAR NO : 2014/1094
KARAR TARİHİ : 27.01.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, tanık …’ın eşi…’in cezaevinden arkadaşı olduğu, cezaevinden çıktıktan sonra tanıkla tanışıp durumunun iyi olmadığını belirtmek suretiyle, eşyalı olan evinde kiracı olarak oturmaya başladığı, daha sonra evin kiralık olduğunu belirtir yazıyı evin camına asıp telefonunu bıraktığı, katılanın da kiralık ev ararken, camdaki ilanı görüp sanığı aradığı, sanığın, evin ve eşyaların kendisine ait olduğunu söyleyerek katılanla aylık 200 TL kira ve 300 Euro depozito hususunda anlaştığı, katılanın parayı verdikten sonra evde oturmaya başladığı, henüz bir buçuk ay geçmeden tanık …’in, katılana neden evde kendisinin oturduğunu sorduğu ve evin kendilerine ait olduğunu belirterek katılanın evden çıkmasını istemesi nedeniyle, katılanın evden çıkmak zorunda kaldığı, böylece sanığın, başkasına ait olan evin kendisine ait olduğunu söylemek suretiyle, katılan aleyhine haksız menfaat temin ederek dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, katılan ve tanık beyanı ile tüm dosya kapsamına göre suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “50 gün” ve “1.000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.