YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8087
KARAR NO : 2014/1187
KARAR TARİHİ : 27.01.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanığın, katılan ile annesinin birlikte oturdukları gecekondu tipi evin bahçesine giderek onlara, boncuk ve yazma sattığını, aynı zamanda hoca olduğunu, mahalledeki herkes tarafından tanındığını belirterek komşularının bir kısmının ismini sayması nedeniyle katılanı etkilemeyi başardıktan sonra katılana “Senin evinde büyü var, eşinle aran bozuk, falına bakayım, benim cinlerim var, eşinin üzerinde siyah bir takım elbise var” dediği, bu sırada eşiyle problem yaşayan katılan …’nin sanığa inandığı, sanığın ayrıca cinleri nedeniyle istediğini indirip istediğini çıkaracağını anlattığı, kendisine para vermesi halinde cinlerle bu paraları çoğaltıp geri vereceğini, mahallede bu şekilde birçok kişinin borçlarını ödediğini, çoğalmış paraları iade etmediği takdirde cinlerin kendisini süründüreceğini söylediği, kocasıyla arasını yapmak için katılandan üç tel saç ile 150,00 TL değerinde alyans ve çoğaltmak amaçlı 5 TL para aldığı ve bunları yüzük kutusunun içine koyduktan sonra katılana “Uykuya dalacağım, yarın gelip senin durumunu öğrenip bildireceğim” diyerek gittiği, katılanın, durumdan şüphelenerek onu takip etmesi üzerine sanığın hızlı hızlı yürümeye başladığı, bu arada katılanın güvenlik görevlilerini arayarak durumu bildirmesi nedeniyle polis ekiplerince sanığın yakalandığı, üzerinde yapılan aramada katılana ait alyansın çıkmamasına rağmen, katılan ile tanığın birbirini doğrulayan tutarlı beyanları ile katılanın sanığı kesin ve net olarak teşhis ettiği anlaşıldığından, sanığın eyleminin dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 27.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.